Hoşgeldiniz; Bugün 18 Mayıs 2012 Cuma
Karakter Boyutu :
Bayram AYGÜN

BARLA HATIRALARIM

09 Şubat 2012 - 12:50

 

Hoca Efendi 12 Mart’ ta Doğmuş
 
5 Nisan 1926 günlerden Çarşamba: Jandarma Eri Şevket Dayı’nın anlatımları:
 
Hava da kesik- kesik Yağmur var. Yanıma Ağlasunlu Jandarma Eri Bahri Oğlu Fazlı’yı verdiler. Erken saatlerde yola çıktık.  Yayan yürüyorduk. Barla dağının yükseklerinden kurt ulumaları geliyordu. Yağmur çiselerken Barla’ ya girdik... 
 
Yayan yolculuğumuz boyunca bugün 5 Nisan mı, 6 Nisan mı diye tartışa- tartışa iki saatlik yol bitivermiş. Uzaktan bizi fark eden Barla davar çobanlarından birisi bizi durdurdu. Evi girişte, köyün en ucundaydı. Çoban’ın gözünün bir yoktu. Çalıların üst üste konmasıyla büyük bir çalı duvarlı geniş bir avlu oluşturulmuş. Üç yüz dolayında kara davar henüz yayılmaya çıkarılmamış…
 
Çobanın Kangal köpekleri bizi iyice tanır oldu. Barla girişine yaklaştığımızda havlamaları bize değildi. Havlarken kafalarını bize değil keşişleme rüzgârlarlarının estiği yöne doğru çevirmişler, havlıyorlardı.. Barlalı Çobanın sıcak sütü hazırmış. Ayaküstü sıcak süt ikram etti. “Ölenlerinizin ruhuna değsin” duamızdan sonra az kalan yolumuzu tamamladık. Barla’ ya girdik. 
 
Hoca efendi bugün Çam dağına gitmemiş. Kesintisiz yağmurdan olacak.
Silahlarımızı, (kütüklüklerimizi) ağırlıklarımızı bir günlük yatacağımız her zamanki Hoca evine(Camii Odası) bıraktık. Kumandanımız bizim Saidi Nursi Hoca efendi’nin kaldığı evine silahlı gitmememizi emretmişti.
 
Öğle namazın kılınmasına iki saate yakın zaman vardı. Hoca efendinin evine yaklaştık, kapıyı tam çalacaktık ki yardımcısı Osman Ağa (bir ayağı -sekiyor-engelli) kapıyı açıverdi. ‘Hoca Efendi sizin geleceğinizi tahmin etti’ dedi. 
 
Odası buram- buram dağ kekiği kokuyordu. Çalı sobasının üzerinde bir büyücek semaver, yanında da çinko kaplama çaydanlık.Kokudan belli ki kekik var!..
 
Saidi Nursi Hoca Efendi dikkatli ve insana güven veren sert bakışlarıyla: “Erat Oğullarım sizleri hoş gördüm. Gelin hele..Isının.. ”Hasır ve Yörük kilimlerinden karma bir yazgı üzerine yere diz üstü oturduk.
 
Cami evinden beri bizi takip eden birkaç meraklı çocuk, biz içeri girince bu kez pencere yönünde seslerini çıkararak oynamaya başlarlar. Hoca Efendi yardımcısı Osman ağayı seslendi: “Osman kardeşim, köşede bak oymada(tahta dolap) kese içinde keçiboynuzu var. Çocuklara ver. Ve üzmeden başka yere gönderme, varsın oynasınlar. Yorulunca susarlar…” diyen Hoca efendi, tam ortaları yaldızlı çay bardaklarına kaynayan, demlenmiş buram- buram kokan kekik çayından doldurmaya başladı. 
 
Yumruk büyüklüğünde kesme şeker topağını yere serdiği bir bez üzerine koydu. Ortası delik, eskilerin okkasının demir dirhemleri olmalı. Mübarek Hoca Efendi şeker kullanmazmış. Kocaman kesme şeker topağından birer parça kırıp nazikâne bir şekilde bizlere uzattı. Kekik çaylarımızın içine kattık.
 
Öğle namazına kadar sohbet edebileceğimizi söyleyen Hoca Efendi çok neşeli ve rahattı. Akşam fırtınanın çok süratli estiğinden bahsettiler.
 
“Erat yavrularım: Sizleri gördüğümde geçmiş senelerimi (1914) senelerimi hatırlıyorum” diyerek söze başladı mübarek Hoca Efendi... 
 
Hoca Efendi Bolşevik kelimesiyle yeni sözünü başlar başlamaz kapı çalındı. Jandarma eri arkadaşımı bir Barlalı geldiğimizi duymuş olmalı ki çağırdılar. Arkadaşım jandarma eri Bahri Oğlu Fazlı’ yı tanıyorlarmış Daha önce Barla’ ya gelmiş. Tanıyorlarmış.. 
Jandarma Eri arkadaşımın köyündeki mesleği arıcılıkmış. Onun için çağırmışlar. Bir küçük iş varmış. Nereye gittiğini Hoca Efendinin yardımcısı Osman dayı biliyor. 
 
Az önce köylülerce yıkanmış çamaşırlarını katlamakla meşgul. Bol, oldukça geniş iç-içe giysilerini düre- düre bitiremiyor. Katlayıp- katlayıp hemen arkasındaki duvar içine, oyma denilen yere kat- kat koyuyor, bir taraftan da tatlı- tatlı konuşmasına devam ediyordu.
 
“ Şevket Oğlum, Bolşevikler (Ruslar) Osmanlıyı senelerce çok çektirdiler. 
Yakınlarımın elini öptüm. Vedalaştım. Haklarını helal etmelerini söyledim. 
 
Bitlisimizin Bolşeviklerce (Ruslar) işgalini duymuştum. Kendi kendime, ‘bu inançsızlar boş durmazlar’ dedim. Karar verdim. Bitlis’e gitmeliyim dedim. <Saidi Nursi Hoca Efendi: Nursi 1878’de Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı olan Nurs  bugünkü adıyla Kepirli köyünde dünyaya gelmiş. Said Nursi’ nin babasının adı Mirza ve annesinin adı da Nuriye’dir.>
 
Koştum Bitlis’e!..daha önce Medrese arkadaşlarımı buldum. Onlarla bir grup oluşturduk. Bitlis’i işgal eden Bolşevikler yerli Ermenilerin de yardımlarını alıp insanlarımızın katledileceğini tahmin ettim. Düşündüğüm doğru çıktı.
 
Yıllarca Ümmet-i misliminlerle bir ve beraber, kardeş-kardeş yaşamış Bitlis Ermenileri, Bolşeviklerle beraber kardeşlerini katlediyorlar.
 
Osmanlı’ yı I.Dünya Savaşı’na kattılar. Gönüllü arkadaşlarımızla bir müfreze oluşturduk. Beni kumandan yaptılar. Bitlis de Osmanlı Ordusu kıtalarıyla bağ kurduk. Kurduğumuz mahalli direniş kuruluşumuzun kısa bir süre sonra sayımız binleri buldu. Osmanlı askeri kıtaları bizlere fişek ve diğer askeri malzeme desteği yaptılar. Kafalarımıza Moskof’un kurşunları işlemesin diye keçeden biçilmiş kalpaklar giyiyorduk. Moskof’ un diğer Bitlis’in mahallelerine girmesini engelledik. Arkadaşlarımız öldüler, yaralandılar.
 
Bayram AYGÜN-2012-Isparta

SON YORUMLAR

ANKET

Ak Parti İl Başkanlığına Size Göre Kim Daha Uygun Adaydır?

Ankete Katıl »