
(1969- Mayıs-Gelendost -Yenice Köyü Gölcük Bölgesi)
Köyün camız sığırı, gün boyunca otlandığı Eğirdir gölü kıyısındaki yaylımdan dönmüş. Saidi Nursi Hoca efendiyi denetlemekle görevli Jandarma Eri Şevket Demiray’ ın camızlarından birisi sığırdan dönen başka camızlarla, başkasının evine gitmiş. Köyün Gölcük bölgesinde bulunan Patlak Mustafa lakaplı Mustafa Amcaların evinin avlusuna gitmiş. Eve dönmemiş olan kaçkın camızının yeniden evine dönmesi konusunda benden yardım isteyen Şevket Demiray’ ın isteğini yerine getirdim. Gölcük bölgesindeki camızların peşine düştük. Ve yanlış eve giden camızı Şevket Demiray Dayı ile birlikte evlerine doğru öteledik, yoluna koyduk… Olağan sohbetimize devam ettik!..
Dizlerinin yürüyüşe dayanamadığını söyleyen Şevket Demiray Dayı ile birlikte Ali Hafızların bakkal dükkânının önünde yer alan, sıralı oturaklara oturan Şevket Dayı, “hele Bayram Oğlum otur” dedi. Konuşmaya başladı. Ağzından bal damlayan Şevket Dayı akşamın ilerleyen kısacık zamanında; konuştu da konuştu!.. Her zamanki anılarının anlatımına devam etti.
Besmele çekti!.. Muhtemelen içinden dua okumuş olmalı ki; ellerini yüzüne götürüp; şükür sürümünde bulundu.
“Saidi Nursi Hoca Efendi’nin Rusya dan, esir hayatından vatanına geldikten sonra da meşakkatli günler yaşadığını bilmem duydunuz mu Bayram oğlum? İlk sürgün edilişinin, Jandarma zaptiyesinin denetimine girişinin ardından ilk sıcak dostluk yaklaşımını Hoca Efendi benimle yaptı. Beni dost bildi.”
Şevket Demiray Dayı devamla:
“Hoca Efendi’nin şahsıma karşı güveninin tam olduğunu anladım. Bakışlarıyla anladım. Mübarek adam benim güzel bir Osmanlıca bildiğimi anladı..Ve bundan dolayı benimle sıcak sohbete başladı. Çünkü Saidi Nursi Hoca Efendi, o mübarek insan okuyanı, okuma yazma bileni çok severdi.<Okuyandan zarar da, ziyanda gelmez> diyordu. Ama okuyanların kendisine eza-cefa ettiklerini bilmezlikten geliyordu Mübarek İnsan. Kendisine Rusların yaptıkların bir alın yazgısı olduğunu her fırsatta söylüyordu. Sürgün yiyişini de aynı düşünce de değerlendiriyor, şükrediyordu. Mübarek İnsan, hiç kimseden ne yardım dileniyor ne de yalvarıyordu.
Hayatının akışını alın yazgısına bırakıyordu. Ben hayatımda bu kadar kendisine kötülük yapanlara karşı iyilikler, güzel düşünceler, dualar söyleyeni ilk defa tanıdım. O da mübarek Saidi Nursi Hoca Efendiydi. Büyüklüğünün özü buydu herhalde Bayram Oğlum!..
İyi ki vazifem nedeniyle, Hoca Efendiyle tanış olmamdan dolayı mutluyum.1926 yılının kışının soğuk Şubat ayında Barla' ya sürgüne yerine götürenin bendim. Sonra defalarca yoklama ve rapor yazma vazifesinin bana verilişinden bir Gelendost Yenice köylü olmaktan kendimi çok şanslı buluyorum.
İki yıl dört ay sonra askerliğim bittikten sonra da karşıya: ( Barla-Yenice köy arasında Eğirdir gölü var.) Kırk dakikalık kayık yolculuğundan sonra Barla’ ya varıyorsunuz. Saidi Nursi’ nin evine bir varmak için yokuş-yukarı bir namaz kılımı vakti kadar daha yürüyorsunuz. Şayet Hoca Efendi Çam dağında, zikirde değilse; şanslısınız. Testiyle pekmez, kuru üzüm, erik kurusu, çorbalık tahrana götürmüştüm bir keresinde. Yıl 1929’du. Pek severdi Mübarek insan bunları...
Şimdikiler Hoca Efendinin adını Bediüzzaman Saidi Nursi Hazretleri demekteler. İlk Okul Müdürü İshak sevindik Hoca’ya ‘Bediüzzaman’ ne demek diye sordum. ‘Öncü Işık, yolumuzu aydınlatan, hiç sönmeyen güneş’ diye cevaplamıştı. Ramazan Türe Öğretmene de sordum. O da: ‘her zaman yanan nurlu ışık’ demişti. Ama ben Mübarek Hoca Efendi olarak bilirim, adını da o Mübarek büyüğe: “Hoca Efendi!...”derdim hep..
Geçen gün, Köyümüzden Süreyya Özkan oğlum, Fehmi Çağatay oğlum, yanında İlahiyat Fakültesinin Müdürü vardı. Ben ‘müdürü’ diyorum. Onlar başka adla söylüyorlar. Deken (dekan) mu nedir öyle diyorlar (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neşet Çağatay) İşte biz eskiler müdür deriz işte. Neşet Hoca (Çağatay) vardı yanlarında. Köy meydanındaki Osmanlı Karaağacının altındalardı. Sohbetteydiler hepsi!..(1969)
Neşet Hoca söyledi. Ben hiç duymamışım. Eğirdir Jandarmasına verildiğim günlerde Saidi Nursi Hoca Efendi Burdur da bir kaç hafta kalmış herhalde. Isparta dan önce, Hoca Efendi’yi Burdur’a da sürmüşler. Kısa süreli Saidi Nursi Hoca Efendi Burdur da sürgün kalmış. Burdur birliklerini denetlemeye gelen Mareşal Fevzi Çakmak Kumandan Saidi Nursi Hoca Efendi’yi ziyaret etmişler. Duyunca göğsüm kabardı hani!.. Hiç duymamışım. Aradan uzun yıllar geçmiş. Duymamışız… Neden sonra duyduk…Şimdiki gibi Radyo-madyo yoktu o zamanlar.Nerden duyalım!..
Mareşal Fevzi Çakmak’ a Burdurlular bir şeyler söylemişler. Hoca Efendiden Burdurlulara zarar falan gelir mi demek istemişler. Mareşal’ da güzel bir cevap vermiş: ‘Saidi Nursi Hoca Efendi den hiç kimseye zarar gelmeyeceği gibi, ışığından herkese fayda gelir’ demiş Paşa..Ne büyük söz söylemişler..
Mübareğin iman dersleri vermesi kime zarar ki?
Biz Hoca Efendi ile tanışmadan önce, Hoca Efendi’ yi Eğirdir Kaymakamı bir ev kiralayıvermiş. Eğirdir Kale dibi evlerin yanında otururken, Hoca Efendi’nin birçok ziyaretçisi varmış. Angara tedirgin (Ankara) olmuş. ‘Sapa’ (uzak, gözden ırak…) diyebilecekleri yer olarak Barla’ ya gönderdiler. İşte Hoca Efendi’den korktular. Oysaki sürgün, bu korku nedeniyle verilmiş. Saidi Nursi Hoca Efenin zarafetti. Kendisini izleyenler, daha bir kavi iman, ahlak ışığıyla aydınlanıyorlardı
Barla’ ya sürgüne gönderilmesi bir vesile oldu: Mübarek İnsanı tanıdık hani..”…………
Bayram AYGÜN-2012-Isparta