Isparta Tarihinin Ön Odası: Saidi Nursi Anıları
“Bu Yazılar Saygı Kazandı”
Saidi Nursi Hoca Efendi’ nin, (iki yıl dört ay) Barla da Zorunlu İkamete Tutulduğu (1926 ve sonrasında) yıllarda Görevli Gözetmen Jandarma Eri (Köylüm) Şevket Demiray’ ın Anlatımlarından…
Bayram AYGÜN olarak, çocukluk yıllarının heyecanıyla, köylülerimizin, komşularımızın ve büyüklerimizin askerlik, gurbet anılarını hep dinler, not alırdım. Ve kırk yıldır bu notlarım öğretmenlik yaptığım Yurdun dört bir köşesinde benimle birlikte gezdi. Bu vazgeçilmez bir alışkanlıktı.
Saidi Nursi Hoca Efendi’yi sürgüne gönderildiği Barla’ ya, oradaki olağan denetimlerini yapmakla görevli köylüm rahmetli jandarma Eri Şevket Demiray Dayı’ nın hoş sohbet tavrından olacak ki hiç peşini bırakmazdım.
Bazen yaşlılığının verdiği mi yoksa Saidi Nursi Hoca Efendi’den ilk tanıştırıldığında aldığı elektrikten midir bilinmez: Jandarma Eri Şevket Demiray Dayı, bazı anılarını sık sık tekrar ederdi. Bunlardan birisi de, Saidi Nursi Hoca efendi ile ilk tanıştırıldığı, Barla’ ya ilk hareketleri ile ilgili hatıralarını sık sık tekrar etmesiydi.
Gelendost Yenice Köyü Ilgın Harmanlar mevkii, Temmuz 1964. Yakın mahalle, ev komşuluğumuzun yanı sıra bu kez Şevket Demiray Bostan komşumuzdu. Eğirdir gölü yakasında, Yenice (Yerce) ovasının bol verimli topraklarının üzerine ekilen her bir zirai mahsulün bol ve sağlıklı olduğunu söylemeliyim.
Bir şeklide her köylünün az-çok kavun-karpuz, mısır gibi mahsulleri eker, iki üç aylık süre zarfında çeşitli hayvan saldırılarına kaşı, köylülerce bu mahsuller ovada, yerinde gece ve gündüz beklenirdi. Orada yatar, günlerce sohbet havası içinde; bağ- bostan komşularımızla unutulmaz günler geçirdiğimizi unutamam.
İşte Şevket Demiray Dayı da bostan komşumuzdu. Malzemesi Göl sazlığından yapılan gölgeliğin adını tavlar deriz. Tavlar adını verdiğimiz barınakların gölgesinde hep komşular sohbet eder, anılarını anlatırlardı.
Jandarma Eri Şevket Demiray bununla ilgili şahsıma şöyle anlatmıştı:
“Yakup Oğlu Bayram Oğlum, Aynalı Yusuf Oğlum iyi dinleyin.(orada bulunan bostan komşularımızdan birisi) O mübarek insanı hiç unutamadım. Az konuşurdu. Az sözleri, sağlıklı sözlerdi. ‘Niye konuşmuyorsunuz Hocam’ diyenlere o Mübarek İnsan< Alın elinize diviti-hokkayı yazın> derdi. Hoca Efendiye ziyarete gelenlerden olsun, gönüllü hizmet edenlerden olsun okuma-yazma bileni az rastladım. Ben Osmanlıca ildiğim, Medrese eğitimi aldığım için okumam-yazmam tamdı. Öyle olduğu için zaten Eğirdir jandarma Kumandanım beni iki buçuk yıllık görevi verdi.
Mübarek Hoca Efendi (Saidi Nursi) bir günden bir güne; al diviti (kalemi) hokkayı demedi. Severdi beni. Osmanlıca okuyup yazdığım için severdi.
Barla’ ya getirilişinin ilk aylarıydı. Cemreler düşmüştü, Nevruz’dan sonra. Evine ziyarete gittiğimiz bir (Haziran ayı olacak) günde, diz üstü küçük rahle masada büyükçe, pek beyaz olmayan Macar ilinden gelmiş (Macaristan dan ithal kağıt)
Kâğıtlar üzerine yazı yazmasını bitirmiş. Biz girer girmez dizlerin duruşunu değiştirdi. Oturmaktan uyuşan dizlerinin biçimini değiştiren Hoca Efendi, yazdığı kâğıtları güneş ışınlarının daha baskın geldiği pencere önüne doğru iterek kurumaya bıraktı.
Bizim oturmamızı, bir el işaretiyle belirten Mübarek İnsan; omuz ve sırtını biraz gerilerek doğrulttu. Rahatladı. Cam, Osmanlı nakışlı mürekkep hokkalarının yine cam kapaklarını kapattı. Kuğu tüyü teleklerin uçlarını bezle sildi. Ve tenekeden kalemliğin içine, diğer teleklerinin (kalemlerinin) yanına koydu. O günkü yazısını bitirmiş olmalı diye düşündük.
Mübarek Hoca Efendi muhtemelen bir ihtiyaç için oda dışına çıktı. Dudakları kıpırdıyordu. Eliyle dışarıya çıkışının işaretini verdi. Muhtemelen içinden dua okuyordu. Oda da jandarma Eri diğer arkadaşım ve Hoca efendinin yardımcısıyla üçümüz kaldık. Kapı eşiğinde, Saidi Hoca Efendinin buyruklarını bekleyen, adını bilmediğim yardımcısına seslendim: <Emmiciğim, bak görüyorsun. Hoca Efendinin yazdığı yazıları kuruması için pencere dibine yere koydu. Dışarıda tahta sandalyelerden varsa getir. Üzerine koy!.. Artık o yazılar hayırlı yazılar oldu. Kâğıtlıktan çıktı. Dua gibi yazılar. Mübarek yazılar oldu!.. Yerde durmasın, günahtır> demiştim.
Hoca Efendi, dediklerimi nasıl duyduysa duymuş!.. İhtiyaç yoluna gitmişti hani.. Aramızda 15 adım olmalı..Ta oradan duymuş dediklerimi.. İşte ne olduysa o günden sonra Saidi Nursi Hoca Efendi beni çok, pek çok sevmeye, hatıralarını, düşüncelerini benimle paylaşmaya başladı.
Jandarma Eri Komşum Rahmetli Şevket Demiray Dayı’ nın en çok tekrarladığı sözlerden birisi; Saidi Nursi Hoca Efendi’nin: “Tek maksadı niyetimiz İman ve Ahirettir” sözüydü. Kendisine sormuştum. Hocam sen atamsın, biz emir kuluyuz. Devletin işidir. Aklımız ermez. Ama neden seni hep oradan oraya yollayıp duruyorlar? İşte bu sözü söylemişti.”
İşte mesele bu! Şevket Ağa’nın söylediği hitapla söyleyeyim. Saidi Nursi Hoca efendinin mücadelesinin veya yaşantısının veya niyetinin sırrı bu cümle de saklı…
Saidi Nursi Hoca Efendi 1926-Barla

Jandarma Eri Şevket Demiray 1928-Eğirdir-Barla
