Hoşgeldiniz; Bugün 18 Mayıs 2012 Cuma
Karakter Boyutu :
Bayram AYGÜN

“Kırlara Çıkmak, İnanç Ehlinin İşidir Yavrum”

02 Şubat 2012 - 18:08


Isparta Tarihi nin Ön Odası: Saidi Nursi Anıları

1926 yılında, Yeni Ankara Hükümetince Barla da Saidi Nursi Hoca efendiyi zorunlu ikamete tabi tuttuğunu duymuşsunuzdur. Zorunlu ikamet edildiği (Barla da) yerinde, Eğirdir Jandarmasınca iki, bazen 3 hafta da bir denetlenmektedir. Denetleme, gözetleme raporu tutma işini 2 yıl dört ay süreyle Barla’ ya gönderilen Jandarma erlerinden biri olan Jandarma eri (Köylüm) Şevket Demiray tarafından yazılmıştır.. Sık- sık görev nedeniyle Saidi Nursi Hoca Efendi ile görüşen Şevket Demiray ile Hoca Efendi arasında sıcak bir kardeşlik, sohbet etme güzelliği gelişir.

Askere girmeden önce Yalvaç daki Osmanlı medresesinde(1913) eğitim gören ve Osmanlıca yazması- okuması iyi olan köylüm, kapı komşum Şevket Demiray’ dı. Hem zorunlu ikamete tabi tutulan Saidi Nursi Hoca efendinin Barla da ikametini denetlemek, hakkında rapor düzenleyip ikinci Jandarma eri arkadaşının imza yerine geçen isim mührünü de mühürletip emri yerine getirdiğinin anılarını hep dinledim, not almıştım.

İşte bu anlatılardan birisi de 1967 Mart yirmisindeydi. Şevket Demiray, şöyle diyordu:

Şahsıma seslenerek: “Yakup Oğlu Bayram Oğlum,  Şevket Demiray Dayın olarak o mübarek insan (Saidi Nursi Hoca efendi yi kastederek) hep şahıma güvenip açıldığını ( konuşma isteği), özel lafladığımızı söyleyeyim” diyen jandarma eri: Cebinden deri kaplama, uçları oldukça kıvrılmış kalın bir cep defterini uzunca, kalın paltosunun cebinden titrek elleriyle yavaşça çıkardı.

“Bak yavrum bu yıl asri yıl1967’ dir. Bu defter tam 30 yıllıktır. Senin gömen için raftan, tarla şahadetnamelerinin bulunduğu evrakların arasından buldum.30 yıl önce 1926 da yazmışım... Bak Osmanlıca tarih yazılı!... Askerlikte bu bir alışkanlık, uğraşıdır.. Sen bu yazıları bilmesin. Arap alfabesiyle yazılır. Adı, Osmanlıcadır. 1926 dan sonraya kadar, 1928’ lere kadar bu alfabe yani Eski Yazı ile bütün işler yürütülüyordu. Ben bunu Yalvaç medresesinde öğrendim.

Askere girmeden Avşar bucağında Bucak müdürünün ve Osmanlı vergilerini toplayan Avşar beyi Bozbeyoğlu Süleyman ın gelir-gider defterlerini tutardım. Osmanlıca tersten yazılır. Bir öğrensen, dünyayı çözersin.. Ben Osmanlıca bildiğim için Eğirdir jandarmasına geldim. Jandarma acemi eğitimini Konya da aldım. O zamanlar Jandarma erliği dört yıldı. Jandarma çavuşu olanlarsa; 4,5 yıl askerlik yaparlardı. Son üç yılı doğduğun memleketine yakınına verdiler. İşte beni de Eğirdir’ e verdiler. İki yıl dört ay o mübarek insan Saidi Nursi Hoca Efendi ile beraberdik. Dedim ya üç bazen iki hafta da bir yayan Barla’ ya, iki arkadaş gider bir gün orada yatar, sonra geriye gelir raporumuzu karakola kumandana verirdik.

O mübarek İnsan benimle sohbet ederdi. Herhalde Medrese eğitimi, Osmanlıca bildiğim için olacak. Bir de ağzım kavi idi. Ondan herhalde. Çok meşakkatler görmüş Hoca Efendi. İnsan sarrafıydı. Bir bakışta insanı ölçerdi. Dik bakışları insana güven, cesaret, yiğitlik havası verirdi. Zaten Bitlis te 1914’lerde işgalci Ermeni ve Moskof la çarpışmış hani!.. Derin insandı.

Bak Bayram Oğlum. İsmin, mübarek oğlum... Bak ben bu defterdeki notları 30 önce yazmışım. Sütçülerli jandarma eri arkadaşım hasta olmuştu. Yanıma Antalyalı İbremi verdiler. Serik ten Kocakasımoğlu İbrem. Birlikte Batla ya, Koca Çınarlı Saidi Nursi Hoca efendinin kaldığı ikametine vardık. Koca kapılı, geniş avlulu, sıralı odaları içerde olan kapısını çaldık.

Ses yoktu. Hoca efendi uyuya mı kalmıştı. Güneşin dağ arkası batımı kadar bekledik. Elinde söğüt dalına birkaç balık dizili Barlalı birisi yoldan geçiyordu. Durdu.”

“–Ey Erat Ağaları (askerler) Hoca Efendiyi soruyorsunuz.  Ben sabah namazı camiden çıkarken Muhtar Durmuş a söylüyordu: Bu günün Nevroz günü (Bayramı) olduğunu.., İkindi namazına kadar Barla dağı eteklerinde baharın gelişinin kokusunu, kırların uykudan uyanışını şahit olacağını anlatıyordu.

Biz bu dağın adını Çam dağı deriz. Barla Rumları iki yıl önce gittiler buradan. Onlar bu dağa Rum dağı derlerdi” deyip, Barlalı emmi yoluna devam etti.

Biz yatılı kalacağımız, bize kalabileceğimiz söylenen cami odasına hareket ettik.
 
1926 yılının 21 Mart Perşembe günüydü. Saidi Nursi Hoca Efendi o günden sonra sık- sık Barla (Çam Dağı) gider olmuş. Çam ağacından çok ardıç ağacı fazla… Hoca efendi üç-dört saat dolaşır gelirmiş. Bazen de dağ zirvesindeki ardıç ağacının dibine oturur, namaz oturuşu ile yönünü kıbleye çevirir, öylece saatlerce kalırdı. Tabi bir iki defa da biz gidip baktık.

Sonradan, kendisine Ispartalılar, Barlalılar Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri adını taktılar. Kendisine biz Hoca Efendi derdik. Yüzümüze, tabiata, tebessümle bakardı. 21 Mart günü, yarınki gün tam 30 yıl önce oluyor. Zamanlarını kırlarda, bağ ve bahçelere giderek geçirmeye başladı.. Alıştık, kontrole gittiğimizde Çam dağından dönmesini bekledik. Üç-dört saat mesafedeki ıssız dağlara bahçeler gider olmuştu. Şimdi 30 yıldan sonra aklıma düştü.

Büyük İslam Peygamberi’ miz Hz. Muhammed de Hıra dağına gittiğini Yalvaç Müderrisi Müderris’i (Şimdiki adı Profesörü) Ferhat (Tanrıverdi) de bize derslerde anlatırdı. Hz. Mevlana da Ilgın bataklığına gider, oradaki kalın kamışları keser, Ney (biz düdük deriz) yapar, oturur, dinlenir kalkar, namazlarını kılar evine dönerdi. Bir hafta hep yazardı. Cuma günü yine giderdi. Medrese de bunları anlatmışlardı derslerde. Sonra o ünlü eseri Mesnevisini ortaya çıkarmıştı.

Yunus Emre de şiirlerini dağlara, taşlara gider oralarda düşünür söylermiş.
Hacı Bekdaş Veli de dağlarda vakit geçirirmiş..  Saidi Nursi Hoca da bak otuz yıl oldu. O zamanlarda da yazardı. Ama ne yazdığını bilemezdik.

Sorduğumuzda :”Allah’ın kelamlarının açıklamasını yazıyorum” derdi. Bazen yazdığını bize okurdu. Namaz duaları gibiydi. Ya da atasözlerimiz gibiydi diyebilirim. Zararlı sözler değildi. Sonradan bunların: Nur Risalelerini te' lif (yazdığını) ettiğini öğrendik. Raporlarımın içinde yazardım. Eğirdir jandarma Kumandanım bana: “-Evladım  Hoca efendinin yazdıkları zararlı yazılar değil” derdi..

Bir Barla muhtarıyla,  bir benimle görüşürdü. Mübarek insan güzel yazardı. Mürekkebi yazarken hiç akıtmazdı. Yazdıklarını çalı sobasının etrafına sıralar, sanki bulgur kurutur gibi kuruturdu…1967 Gelendost- Yenice Köyü…

Bayram AYGÜN-2012-Isparta

SON YORUMLAR

ANKET

Ak Parti İl Başkanlığına Size Göre Kim Daha Uygun Adaydır?

Ankete Katıl »