Bir önceki Çarşamba günü Antalya yolunu tam yarılamıştım ki telefonum çaldı. Baktım arayan Ankara’da bürokrat hemşerimiz Ömür Çelikdönmez. İçimden “hayırdır bu durduk yere aramaz” diye geçirerek telefonu açtım. Ömür aynı zamanda “TimeTurk” Haber Portalının da köşe yazarı. Kimi zaman saçımı başımı yolduracak hale getirse de yazıları genellikle benim için öğretici oluyor.  Neyse, selamlaşma faslından sonra “abi telefonu Ramazan abiye veriyorum” dedi. Yanındaki kişinin Ramazan Topraklı olduğunu hemen anladım, merakım daha da artmıştı doğrusu, bu iki cins beyin, kafa kafaya vermiş beni neden arıyorlardı acaba?

            Ramazan abi söze başlar başlamaz beni yanıltmadı:

            “Abbas, Rüştü Karaağaci’nin talebesi Halil Karaağaci Mutezile imiş!”

            “Allah Allah!” Diye tepki gösterdikten sonra sordum:

            “Bu bilgiye nereden ulaştın?”. Ramazan abi yeni bilgi keşfedenlere mahsus sesindeki heyecanını kaybetmeden devam etti:

            “ Valilik Böcüzâde’nin Isparta Tarihi eserini, tam metin bastı, oradan okudum”

            “Gerçekten mi? Sen kitabı nereden buldun?”

            “Sana vermediler mi? İl Kültür Müdürlüğünden iste” dedi ve telefonu kapattı. Bende “alacağın olsun Abdullah” diyerek aklımdan Kültür Müdürümüz Abdullah Kılıç’ı geçirdim.

            Isparta’ya döner dönmez onu ziyaret etmeye karar vermiştim.

            Mu’tezile pek müntesibi bulunmayan itikâdî bir mezhep. Biz Türkler amelde Hanefi itikatta Maturidi mezhebine bağlıyızdır. Bazı kişiler İslam Dünyasının geri kalmasını Mu’tezile mezhebinin yayılmamasına bağlarlar. Onlara göre Müslümanlar Mutezile olsaymış bugünkü sorunlarımızı yaşamazmışız. Sebebi Mu’tezile mezhebinin akılcı bir mezhep olması imiş. Aynı çevreler bu bağlamda Eş’ari mezhebini ve özellikle İmam-ı Gazali’yi insafsızca eleştirirler. Onlara göre geri kalmamızın baş sebebi akla önem vermeyen Eş’arilik düşüncesi imiş.

             O haftanın Cuma namazımı Bekir Sağlam hocanın arkasında kıldım; akabinde konuyu ona da açarak doğruca Kültür Müdürlüğüne beraberce yollandık. Müdür Abdullah Bey izinliymiş. Bizde Müdür Yardımcısı Osman Çot’un makamına çıktık. Sağ olsun Osman Bey bizlere ikram ve güler yüzünü esirgemediği gibi kitaplarımızı da sundu. Hatta o bize sadece Böcüzade’nin kitabını vermekle kalmadı “XVIII. Yüzyılın İlk yarısında Isparta”  isimli Yard. Doç. Dr. M. Sadık Akdemir imzalı bir çalışmayı da hediye etti.  Bununla da yetinmeyip Kültür Müdürlüğü binasını bizlere kat kat gezdirdi. Ben binayı ilk defa görüyordum. Doğrusu çok güzel yapılmış. Konferans salonu mükemmel. Kütüphane katlarında okuyan gençleri görünce inanın ki çok sevindim. Çocuk katında da okuyan çocuklar vardı. Hatta okul öncesi çocukların bir uzman nezaretinde oyuncaklarla birlikte eğitildiği bir bölümü dahi vardı.

            Kütüphanede basma eserler bölümünde 90-100 yıl öncesinin basılı kitaplarının bulunduğu bir odanın olduğu söylendi. İkimizde çok merak edince görevlisi gelerek kapıyı açtı. Klimanın belli bir serinlikte tuttuğu odada cilt cilt kitaplar vardı. Dün dediğimiz kadar kısa bir süre önce yazılmış eserlerdi bunlar. Büyük boy ve oldukça kalın ciltlerden birini elime aldım büyük bir saygı ile açtım...

            Ancak ne var ki okuyamadım... Çünkü onlar Latin Alfabesi ile basılmamıştı... Dedelerimizin kullandığı harfler ile basılıydı. Atalarımızın yazdığı kitabı okuyamayacak kadar içine gark olduğum biçareliğe yanarak büyük bir üzüntü ile kapağını kapatıp kitabı tekrar yerine itina ile yerleştirdim.

            Kim bilir o kitapta neden bahsediliyordu, inanın ki halen daha merak ediyorum.

            Her neyse! Biz gelelim tekrar konumuza.  Böcüzade’nin kitabı son derece güzel bir baskı ile meydana getirilmiş. İtina gösterildiğini insan eline alır almaz hissediyor. Emeği geçenlerden Allah Razı olsun.

            Isparta’nın Kültür hayatına güzel bir eser kazandırılmış.

            Ramazan Topraklı ve Ömür Çelikdönmez’in bahsettiği konunun kitabın 216. Sayfasında geçtiği için hemen o sayfayı merakla açtım. Zira Ramazan Topraklı gönderdiği mailde o sayfayı işaret ediyordu. Halil Efendi Karaağaçlı bir âlim. Aynı zamanda Ahmet Rüşdi Karaağaci Efendi Hazretlerinin talebesi. Rüşdi Karaağaci, bu sütunun müdavimlerinin hatırlayacağı üzere tasavvuf ve mantık ilminde kendisini yetiştirmiş âlim bir zat. Ramazan Topraklının başkanlığını yaptığı Hamideli Derneğince geçen yıl eylül ayında Şarkîkaraağaç’ta düzenlenen Bilgi Şöleninde bu şahıs ile ilgili oturum düzenlenmişti.

            Devam edeceğiz, inşallah.

 

 

 

           

           

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.