Her yiğidin gönlünde bir aslan yatarmış. Dış politika, çözüm süreci ve paralel yapıyı düşündüğümüzde bu sorunların üstesinden cesurca gelebilecek isim Ahmet Davutoğlu hepimizin gönlünden geçen kişiydi. Ama dış ülkelerin, ülkemizdeki muhalefetin ve paralel yapının tepkileri hesap edilerek daha ılımlı ve her kesimle uyumlu bir başbakan (Abdullah Gül gibi) arayışına gidilir mi diye de endişelerimiz yok değildi.
 
Ak Partili milletvekillerinin temayül sonuçlarından ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Davutoğlu tercihinden anladık ki Türkiye, hem dünya üzerinde hem de kendi iç sorunları ve paralel yapıyla mücadelede ve de tabi ki çözüm sürecinde büyük bir aşama kaydetmiş, çok kritik bir noktaya gelmiştir ve bu konuda asla bir taviz söz konusu değildir. Bu bakımdan en etkili, donanımlı ve de cesur başbakan adayı Davutoğlu’dur.
 
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül arasında ne cumhurbaşkanı, ne de başbakanın kim olacağı konusunda herhangi bir sorun yaşanacağına ihtimal vermedik. Alışılmış bir şekilde, fitnecilerin hevesi yine her zamanki gibi kursaklarında kalacak diye düşündük. Zira yıllarca ufak tefek görüş farklılıkları olsa da uyumlu bir başbakan ve cumhurbaşkanı profiline şahit olmuştuk. Bugün de Erdoğan’ın Gül hakkında herhangi olumsuz bir yorumu olmadı. Ancak, onu değil de başka birini başbakan olarak düşündüğünü tüm kamuoyuna hissettirmişti.
 
Zannediyoruz ki H. Nisa Hanım’ı çok üzen ve bu kadarını “28 Şubat’ta bile yaşamadık” demesine neden olan olay bu olsa gerek. Yoksa ne Abdülkadir Selvi gibi muhafazakar yazarlardan ne de siyasetçilerden Gül ailesi hakkında onları üzüntüye boğacak tepkiler ya da yazılar çıkmadı. Ama ne yazık ki onun 28 Şubatta bile bu kadarını yaşamadık çıkışı, veda resepsiyonuna bile davet edilmeyen Gülen medyasının çok takdirini topladı.
 
28 Şubat’ta H.Nisa Hanım çok mağdur olmamış ya da etkilenmemiş olabilir. Ancak Fethullah Gülen’in ve paralel yapının da sık kullandığı bu ifade, darbeleri ve darbe dönemlerinde yaşanan gayri insani, anti demokratik olayları hafife almaktır. Başörtüsü nedeniyle sokaklarda polisler tarafından sürüklenenlere de okulları kapanan İHL’lilere de hapishanelerde ya da ikna odalarında acı çektirilenlere de saygısızlıktır.
 
Bu ifadelerin Abdullah Gül tarafından da hoş karşılanmadığını düşünüyorum. Eşler, aralarında bir süre sonra müzakere ve muhasebe yapıp haksızlığa uğramaktan öte, Erdoğan ve arkadaşlarının desteğiyle devletin en üst kademesinde yedi yıl huzurlu ve verimli bir şekilde kalmanın mutluluğunu yaşadıklarını fark ederler umuyoruz.
 
Abdullah Gül, paralel yapıyla çok ters düşmemeye çalışsa da Erdoğan gibi dindar ve mücadeleci yönünü ön plana çıkarmasa da Ahmet Necdet Sezer’den de Süleyman Demirel’den de çok aktif bir cumhurbaşkanı olduğu inkar edilemez. Yurt dışında birçok ülkeye ve yurt içi 81 ile ziyaretiyle halkın içinde olmuş ve sosyal medyayı aktif kullanarak milletin sempatisini kazanmış bir cumhurbaşkanıydı. Ancak Türkiye için bugün daha fazlası gerekiyordu.
 
Artık yeni cumhurbaşkanımız Erdoğan ve başbakanımız Davutoğlu ile çok daha farklı bir döneme giriyoruz. Ulus devletten dünya devletine dönüşüm yolundayız. Davutoğlu öncülüğündeki yeni hükümetle, Selçuklu-Osmanlı birikimi ve kökleriyle, yeni Türkiye, çatışma ve ayrışmadan beslenen iç ve dış güçlere meydan okuyarak geliyor. Davutoğlu’na hayırlı olsun diyoruz, Allah yar ve yardımcısı olsun…