Kahramanmaraş merkezli o büyük depremde gecenin karanlığına yalnızca beton değil, umutlar, hayaller, yarım kalan hayatlar çöktü. Bir “iyi misin?” sorusunun cevabının günlerce alınamadığı, telefon ekranlarına bakarak dua ettiğimiz saatlerdi.
Soğuk vardı…
Sessizlik vardı…
Bir de enkaz başında sabaha kadar bekleyen insanlar.
Anne-babasını, evladını, kardeşini, komşusunu kaybedenlerin acısı takvim yapraklarıyla azalmadı. Çünkü bazı acılar geçmez; sadece insan onlarla yaşamayı öğrenir. O gün ellerimizle taş taşıdık, ses dinledik, ağladık, sustuk. Tanımadığımız insanlara sarıldık, aynı acıda kardeş olduk.
Unutmadık.
Unutamayız.
Toprağın altından çıkarılan her can, bize sorumluluğumuzu hatırlattı. Güvenli şehirlerin bir lütuf değil, bir zorunluluk olduğunu… İhmallerin, sessiz kalmanın, “bir şey olmaz” demenin nelere mal olduğunu…
Bugün hâlâ enkaz kokusu burnumuzda.
Bugün hâlâ o sabahın ayazı içimizde.
Hayat devam ediyor deniyor ama bazı hayatlar orada durdu. Biz devam ederken, geride kalanların hatıralarını taşımak boynumuzun borcu. Onları yalnızca yıldönümlerinde değil, her doğru adımda, her sağlam binada, her hesap soruşta hatırlamak zorundayız.
6 Şubat’ı unutmadık.
Unutmayacağız.
Kaybettiklerimizi rahmetle, kalanları sabırla, geleceği ise sorumlulukla anıyoruz.
Işıklarınız karanlıkta kaldı belki ama
hatıranız bu ülkenin vicdanında hep yanacak. 🕯️