Yorgan desenleriyle birleşen kalpler, masal sesleriyle Isparta’nın tarihinde yankılandı. Osmanlı Isparta’sında festival ve bayramların çokluğunu hatırlatmalıyım. Koku, kiraz, yorgan, gül ve tarım ürünleri gibi onlarca festival veya bayrama rastlamaktayız.
Osmanlı döneminde, 6 Mayıs Çarşamba 1857’de Isparta’da ilk kez halkın kalpleri masal sesleri ve yorgan desenleriyle birleşti. Yorganlı Vali Kültür Festivali’nde masalların sıcaklığı, yemeklerin kokusu, el emeğinin zarafeti bir araya geldi. Çocuklar için düzenlenen “En Güzel Masal Anlatımı” yarışmasında, yorganların altında saklanan hayaller dile geldi. Kimi valiyle bulutların üstünde geziyor, kimi tüm kalpleri birbirine bağlıyordu.
Bu benzersiz bayramda halkın sıcaklığı, çocukların hayal gücü, Isparta’nın ortak belleğinde unutulmaz bir yer edindi. Türkiye’de bugüne dek “yorgan” konulu özel bir festival düzenlenmemiştir. Mutasarrıf Hasan Rüştü Efendi, 1857–1860 yılları arasında Isparta’da görev yapmış, Mevlevi cemaatine mensup bir devlet adamıdır. Hz. Mevlânâ’nın yaşamında “yorgan” kültürüne dair derin bir düşünce zenginliği bulunduğunu da hatırlatmak gerekir.
Isparta Günlük, Konuşulan Tarihçisi Böcüzade Süleyman Sami’nin eserlerinde aktarıldığına göre Hasan Rüştü Efendi, yorganını her daim yanında taşır; makamında, camide veya herhangi bir mekânda fırsat bulduğunda içine çekilip dinlenirdi.
Mevlevi son dedesi Ali Dede (Aksu) Efendi’nin kiler defterinde ise Yorganlı Vali Hasan Rüştü Paşa’nın, Isparta’da ve Osmanlı’da ilk kez “yorgan ve masal dinleme festivali” düzenlediğine dair bir hikâyeye rastlanır. Böylece hem halkın hem de çocukların hayal gücüyle birleşen bu festival, Isparta’nın kültürel tarihinde eşsiz bir iz bırakmıştır.
Sizlerle paylaşmak istedim.
Yorgan, Osmanlı toplumunda yalnızca bir ev eşyası değil; aynı zamanda sosyal hayatın, dinlenme kültürünün, estetik anlayışın bir parçasıdır. Mevlevî geleneğinde yorgan, içsel huzurun ve tefekkürün sembolü olarak görülmüştür. Böcüzade Süleyman Sami’nin eserlerinde aktarılan Hasan Rüştü Efendi’nin yorganı yanında taşıması, bu kültürel anlamın günlük yaşama nasıl yansıdığını gösterir.
Isparta halkı, Hasan Rüştü Efendi’ye “Yorganlı Kaymakam” adını vererek bu alışkanlığı yerel hafızaya kazımıştır. Bu lakap, yorganın yalnızca bireysel bir eşya değil, toplumsal bir simge hâline geldiğini ortaya koyar. Son Mevlevi Dedesi Ali Dede (Aksu) Efendi’nin kiler defterinde yer alan kayıtlar ise yorgan ve masal dinleme geleneğinin bir festival bayramına dönüştüğünü kanıtlar.
Böylece Isparta, Osmanlı kültür tarihinde hem çocukların hayal gücünü hem de halkın ortak yaşamını yorgan ve masal üzerinden birleştiren eşsiz bir örnek sunmuştur.
***
Osmanlı Isparta’sında 6 Mayıs Çarşamba 1857’de “Yorgan ve Masal Anlatım Festivali” başlar. Bir yıl öncesinden yorgan dikimi, en güzel masal anlatımı yarışmasına dair duyurular Valilikçe yapılır. Aynı yıllarda ABD, İngiltere ve Japonya’da “Quilt Festivals” (Yorgan Festivali) düzenlenmektedir. Altı ay öncesinden Japonya, İngiltere’den davetliler gelir.
Festival günü hava gayet açık, (6 Mayıs) güzeldir. Isparta’dan, çevre bölgelerden yüzlerce yorgan, İplikçi veya Halil Hamit Paşa Camii önü, Ulu Camii ve Mimar Sinan bölgesinde serilir. Masal anlatıcılar, çocuklarla birlikte yorganların arasında kümeler hâlinde yer alır. Seçici kurul üyeleri ise gezinti hâlinde hem güzel görünümlü, özenle dikilmiş yorganları tespit eder, hem de masal anlatıcıların etrafında toplanan çocukların sayısına bakarak en iyi masal anlatıcılarını belirler.
Festivalde Beklenmedik Bir An!
Mutasarrıf (Paşa Vali) Hasan Rüştü Efendi, Mevlevî (Ahi Kasap) cemaatinin seçkin üyeleriyle birlikte tüm yorganların dikimini, görünüşünü tek tek denetler. Vali, aynı zamanda masal anlatıcılarının, dinleyici çocukların yanına sokularak masalların ilgi çekiciliğini anlamaya çalışır. Her şey güllük gülistanlık ilerlerken, güzel yorgan sahiplerine ve iyi masal anlatıcılarına akçe ödülü vermekten yorulur.
Nihayetinde Mutasarrıf Vali, en beğendiği yorganın altına girerek güpe gündüz festival sürerken uykuya dalar. Japon ve İngiliz misafirler bu duruma şaşkınlıkla bakakalır. Belediye Başkanı, misafirlere Paşa Vali’nin “tatlı kan” yani şeker hastası olduğunu söylese de tüm Ispartalılar yaşananlar karşısında utanç duyar.
Bir süre sonra Belediye Başkanı, zaptiyelere işaret ederek Paşa Vali’nin uyandırılmasını ister. Ancak Zaptiye Ağası Canip Ağa: “Hiçbir kuvvet Paşa Vali’mizi uyandıramaz” der. Yorganlı Isparta Valisi Hasan Rüştü Paşa’yı ancak makam atlarından Gülnaz’ ın kişnemesi uyandırabilir olduğunu söylerler.
Paşa Vali’nin Gülnaz adlı atı, Dere Mahallesi’nde bulunan Osmanlı Mutasarrıflığı’ na ait askeri gösteri ve törenlerde kullanılan makam atlarının barındığı büyük ahır, yani “Istabl-ı Âmire” deydi. Mesafe ise oldukça uzundu.
“Ne yapmalı, ne yapmalı?” Belediye Başkanı: “Belediye tellalı, Kişne Süleyman lakaplı Süleyman Ağa’yı bulalım” derler. Mahallelere duyurular yapan belediye tellalı Süleyman Ağa da oradaydı. Ancak sesi, bir gün öncesinden Paşa Vali ve Belediye Başkanı’nın sıkı emriyle tüm mahallelerde festival duyurusunu halka duyururken kısılmış, adeta kararmıştı. Olmadı!
Bir süre sonra Kişne Süleyman Ağa, Gülnaz atının kişnemesini taklit eder; fakat Paşa Vali uyanmaz. Bu defa Karaağaç Mahallesi’nden Mamakoğlu Mestçi Kadir Usta akıllara gelir. Hac görevinden dönerken Halep’ten bin bir güçlükle getirdiği papağan kuşu Mercan apar topar festival alanına getirilir.
Isparta’nın Mutasarrıfı Hasan Rüştü Efendi, 1850’de Kırım Savaşı’nın başlangıcında bulunmuş, Osmanlı ordusunda savaş atlarının kişnemesinden mana çıkarılmıştır. At kişnemesi, yiğitlerin sefere çıkışını ve savaş coşkusunu temsil ettiğinden Paşa Vali, atı Gülnaz’ ın kişnemesine dayanamaz, uyuduğu yerden apar topar kalkarmış.
Mamakoğlu Mestçi Kadir Usta’nın papağanı Mercan, yorgan altında uyuyan Paşa Vali’nin Mevlevî kavuğunu görünce kişnemeye başlar. Nihayet Paşa Vali uyanır. Festival protokolü derin bir nefes alır.
Araştırma: Bayram Aygün, 2026 Isparta