Isparta

Zamanın Düşüncesini Taşıyan Bir İlim Sığınağı Atabey Medresesi

1200’lerde Konya merkezli Anadolu Selçuklu Devleti’nin batı sınır hattı, sizin işaret ettiğiniz gibi Atabey’den başlayıp Kuleönü (Kaleönü) ve Sav Kiliseönü üzerinden bir yay çizerek Isparta yönünde Rum Metropolitlik bölgesine dayanıyordu.

Abone Ol

1200’lerde Konya merkezli Anadolu Selçuklu Devleti’nin batı sınır hattı, sizin işaret ettiğiniz gibi Atabey’den başlayıp Kuleönü (Kaleönü) ve Sav Kiliseönü üzerinden bir yay çizerek Isparta yönünde Rum Metropolitlik bölgesine dayanıyordu. Bu hat, hem askeri hem de idari açıdan bir tampon bölge işlevi görüyordu. Özellikle Kuleönü Yünüstü mevkiindeki sınır taşı ve gümrük kapısı, Selçuklu’ nun sınır kontrol mekanizmasının somut bir göstergesidir.

Bu tür sınır taşları ve gümrük kapıları, sadece ticari geçişleri düzenlemekle kalmaz; aynı zamanda siyasi hâkimiyetin, vergi toplama yetkisinin sembolüydü. Rum Metropolitlik bölgesine (Isbarida’ ya) komşu olması, Selçuklu’ nun Bizans mirasıyla doğrudan temas halinde olduğunu, dini-idari sınırların da ekonomik geçiş noktalarıyla kesiştiğini gösteriyor.

Güneşin turuncu ışıkları Atabey ovalarına vurduğunda, ufukta yükselenin yalnızca taş bir yapı olmadığını hissedersiniz. Atabey, sekiz asırlık bir hikâyenin, bir dilin ve bir tarihin adıdır.

1224 yılının mübarek Ramazan ayında son taşı yerine konulan Atabey Medresesi, Anadolu’nun vatan kılınma mücadelesinin sessiz ama en kudretli şahididir. Sınır Komutanı Ertokuş Bey’in gayretiyle Isparta şehri, Büyük İskender’in Rum diyarına bir adım daha yaklaşırken; aynı zamanda ezan sesinin yankılanacağı günlere de kapı aralanmıştır.

1200’lü yıllarda bu medrese, hem ilmin hem de inancın kök saldığı bir merkez olarak Anadolu’nun İslamlaşma sürecine yön vermiştir. Taşlarında ilim, kubbesinde iman; her köşesinde bir medeniyetin doğuşu saklıdır.

Ertokuş’un vakfıyla hayat bulan bu ilim ocağı, yüzyıllar boyunca bilginin ve İslami inancın nefesiyle ısınmış; yalnızca talebe değil, bir medeniyet yetiştirmiştir. Yörük-Türkmen kilimlerinin ince dokunuşları gibi, Atabey Ertokuş Medresesi’nde dinin emirleri cümle-cümle işlenmiş, gönüllere ve topluma aktarılmıştır. Yüzlerce Yörük-Türkmen ailesi, Göktanrı inancından taşıdıkları kültürel mirası bu medresede aldıkları eğitimle İslam’ın evrensel değerleriyle buluşturmuş; böylece Büyük İskender’in Rum anlayışının yerine İslam’ın güzellikleri, pembe gül kokuları gibi Isparta topraklarına yayılmıştır. Bu dönüşüm, Ertokuş Medrese-Okul’ un ilimle yoğrulmuş nefesi sayesinde gerçekleşmiştir.

1236’ ten sonra Ertokuş Medrese-Okulu, Selçuklu’ nun vefalı komutanı Mübarizeddin Ertokuş’un ebedî istirahatgâhına dönüşmüştür. Çinileri dökülmüş olsa da o taş sanduka, sadakatin en somut belgesidir.

Selçuklu tarihinin en parlak simalarından biri olan Ertokuş Bey, yalnızca Antalya’nın fatihi veya Sultan Alâeddin Keykubat’ın güvenilir devlet adamı değildir; o, kılıcını ilmin kalemiyle birleştirmeyi bilmiş bir gönül insanıdır. Vakfiyesinde yer alan ayrıntılar, kendi evladı olmamasına rağmen sevgisini ve servetini topluma, talebeye ve ilme adadığını gösterir. Onun yaklaşık kırk yıllık devlet hizmeti, Atabey’in taşlarında bir dua olup donmuştur.

Atabey Medresesi, dönemi için yalnızca bir bina değil; adeta bir “Bölge Üniversitesi” idi. Laboratuvarları, ahşap ek binaları ve zengin kütüphanesiyle bu Ocak, 15. yüzyıldan Kanuni Sultan Süleyman devrine kadar ilmin merkezi olmayı sürdürmüştür.

Şakayık-ı Numaniye gibi eserlerde adı geçen büyük müderrisler, Yakub’ ul Hamidi gibi hocalar bu kubbenin altında dersler vermiş; Isparta’nın düşünce dünyasını şekillendirmişlerdir. Atabey Medrese-Okulu’nda ders veren hocalar aynı zamanda çok sayıda eser kaleme almış, Türk-İslam dünyasına yön veren kitaplar ortaya koymuşlardır. Burada yazılan her kitap, okunan her satır, Anadolu’nun ruhunu koruyan birer zırh olmuştur.

Medrese, zamanın metropolitliğinin yıkıcı akışına, savaşlara ve göçlere rağmen; günlük verilen derslerle halkın dimdik ayakta kalmasını sağlamıştır. Ertokuş Medrese-Okulu’nda verilen dersler sayesinde bölgede yeni bir Türk-İslam ruhu ve bilginin ışığı doğmuş, bu ışık yüzyıllar boyunca Anadolu’nun kültürel kimliğini beslemiştir.

Bugün avlusu sessiz, hücreleri boş olabilir. Ancak Atabey Medresesi’nin her bir tuğlasında bir emanet gizlidir. O sessizlikte, geçmişin derinliklerinden gelen bir mesaj vardır: İlimle yücelen, hiçbir zaman yıkılmaz. Mübarizeddin Ertokuş’un bize bıraktığı bu taş kütüphane, yalnızca tarih meraklılarının değil; köklerini arayan her ruhun sığınacağı bir limandır. Selçuklu’ nun vakur duruşu, Isparta’nın bağrında bir mücevher gibi parlamaya devam etmektedir. Bize düşen ise, bu ışığı söndürmeden geleceğe taşımaktır. Araştırma: Bayram Aygün – 2026, Isparta