Isparta

İki İnanç, Bir Ada Hikâyesi

Saygıdeğer okuyucular, araştırmalarımda gördüm ki Eğirdir-Nisada’ nın 1860’lı yılları, bugün savaşan devletler dâhil tüm toplumların ders alarak yaşamlarını buna göre kurgulamaları gereken bir örnektir diye düşünmekteyim.

Abone Ol

Eğirdir Nisada’ nın adanın o tarihî sokaklarına yönelik mutlu yılları Yunanistan da Atina yakınlarında oturan tanışık ataları Ada’ lı bir yazar-turizmci ailenin şahsıma yazdıklarından birkaç satır aktarmak istiyorum.

“Eğirdir – Küçük Asya’daki Sparta Pisidia Adası Sakinlerinin Hatıralarından”

Bu çalışmada, Ada’ lı torun dostlarımdan A. Kazancıoğlu’nun daha önce yayımladığı kaynaklardan ve Ada’nın papazlarından Papaioakeim Pesmazoglou’ nun kaleme aldığı hatıradan notlar göndermişler: “Memleketim Sparta, Küçük Asya’dan Hatıralar ” adlı kitaptan”:

Nisada Cezire-i Nis’te, Eğirdir Gölü’ne bakan kıyıda Müslim Akıkızı Ahmet, Zillioğlu Salih ve Topal Hacı Şerif’in evleri yan yana sıralanırdı. Kayıkların göl sularında süzülüşü, balıkçıların ağ sesleri ve çulha dokumacılarının tezgâh tıkırtıları birbirine karışırdı. Karşılarında Rum komşularının evleri yükselir, gündelik hayatın sesleri bir ahenk içinde birleşirdi. Büyük yayalarımın hatıralarında Kiryosoğlu torunu Andiri, Uzun Ağayi ve Ispartalı Ülkeroğlu Çatlak Betro’ nun evleri de bu kardeşlik dokusuna bitişik dururdu. O kıyıda, gölün dalgalarıyla birlikte barışın ve komşuluğun sesi yankılanırdı.

Hem Müslüman hem de Rum komşuların evlerinin yan yana oluşu, mesleklerinin kayıkçılık, balıkçılık ve dokumacılık gibi gündelik hayatla iç içe olması, aslında Eğirdir gölü kıyısında bir ortak yaşamın dokusunu gösteriyordu.

1860’ larda bir yanda yükselen minare, diğer yanda yankılanan çan sesi; Nisada’ nın dar sokakları yüzyıllardır ortak bir insanlık şarkısı besteliyor. Geçmişin izleri sadece taşlarda değil, o taşların arasında filizlenen hikâyelerde gizlidir. Eğirdir-Nisada’ nın güneyinde, Türk ve Hristiyan komşuluğunun mimariyle harmanlandığı o eşsiz mahalle, bizlere bugün unutmaya yüz tuttuğumuz bir "birlikte var olma" dersi veriyor.

Ada’nın güney kıyısında taş sokakların arasında yükselen minare ile her mevsim rüzgârdan yara alan çan kulesi, yüzyılların iç içe geçmiş seslerini günümüze taşırken; Türk ve Rum mahalleleri, birbirine yaslanmış evleriyle yalnızca mimari bir düzen değil, aynı zamanda ortak bir yaşamın sıcak izlerini sergiliyordu.

Makedon Rum komşuların bağışladığı evlerle şekillenen küçük Türk Mahallesi, doğuya doğru uzanan Hristiyan evleriyle birleşerek eşsiz bir kültürel mozaik oluşturuyor. Bu yerleşim düzeni, farklı inançların aynı gökyüzü altında nasıl bir dayanışma kültürü ürettiğinin en somut kanıtı olarak karşımızda durmuyor mu?

O dönemlerde evler, sadece dört duvardan ibaret barınaklar değil, aileyi bir arada tutan birer "kale" hükmündeydi. Miras sisteminin evi oğullara bırakma geleneği, büyükleri ailenin merkezine yerleştiriyor; torunlar, çocuklar, gelinler, damatlar aynı çatı altında toplanarak bazen dört kuşağın aynı odalarda hayatı paylaştığı bir düzen kurulmuştu Nisada’ da..

Kyriakos Hatoglou ve Getshimani Kotsaivazoglou’ nun 14 çocuklu yaşamı gibi geniş aileler, dönemin nüfuslu hatıralarını gösteriyordu.

Eğirdir gölünün hiç eksilmeyen rüzgârlı hali yaşamın sertliğini, iki toplumlu, iki ayrı din anlayışlı aileler arasında komşuluk bağlarını sıklaştırdığı gibi, adanın mimarisine de yansımıştı. Toroslardan gelen ahşabın kerpiç ile taşların buluştuğu evlerin yapımında da kendini gösteriyordu.

Nisada evlerinin odalarının hepsi ışık görür, Güneş içerlerde eksik olmazdı. Ondan dolayı ada doktoruna pek iş düşmez. Ada doktoru Doktor Natros Efendi ikinci bir iş olarak dokuma işiyle uğraşırdı.

Nisada evleri genişti. Pişirilen yemekler in kokusu komşuya ulaşmadan hu sesiyle: Komşular Müslim, Gayrimüslim, çor çocuk toplaşılır. Gelenin de gidenin de ellerinde yemek dığanları eksik olmazdı. İç mekân tasarımı sadelik üzerine kuruluyken, hayat daha çok yer sofralarında şekilleniyordu.

Ahşap balkonlardan yükselen sohbetler, avluda birlikte oynayan Türk ve Rum çocukların kahkahaları, çeşme başındaki kadınların dostane selamları, barışın bu adada gündelik bir alışkanlık olduğunu hatırlatıyordu.

Misafirperverliğin sarsılmaz bir kural olduğu bu iklimde, kokulu helvalar ikram edilir. Dört ay arayla Kudüs’ten n Hristiyan hacılar döner. Diğer dört ayın sonunda da Kabe’ den Müslüman hacılar dönerler. Her inançtakiler kendi dualarını yaparlar ve kurulan sofralarda bir kardeşlik ve samimi hava eserdi.

Nisada’ nın taş ve kerpiçten örülü duvarlarının arasında, çok kuşaklı ailelerin sıcaklığı saklıydı. Müslüman ve Ortodoks komşular, farklı din anlayışlarının ötesinde aynı Allah’a inanmanın samimiyetinde buluşur. Gündelik yaşamlarını köklü bir saygı ve kardeşlik içinde sürdürürlerdi. O evlerin duvarlarında yalnızca gölün rüzgârı değil, barışın, ortak yaşamın sessiz tanıklığı da gizlice “Âmin“ sesleriyle yankılanırdı.

Eğirdir NİS Ada ’da Müslüman din adamı ile Ortodoks papazın dostane sohbetleri, halkın gündelik yaşamına barışın sıcak nefesini taşırdı. Minareden yükselen ezan ile kilise çanının sesi birbirine karışırken, barışın da, kardeşliğin de samimiyetin de karışılmasını simgeliyordu. Müslüman ve Hristiyan komşular aynı sofrada ekmeği bölüşür, aynı çeşmeden su içerdi. Bu uyum, yalnızca iki din adamının iyi anlaşması değil; ada halkının kalplerinde filizlenen kardeşliğin en canlı kanıtıydı.

1860’larda: Uzakta bir cami, biraz ötede bir kilise; iki inanç, tek mahalle ve hepimize ait ortak bir insanlık hikâyesi Eğirdir Nisada sokaklarda o samimi yaşam artık yok! Araştırma: Bayram AYGÜN-2026-Isparta