Zaman, üzerinden asırlar geçse de sinesinde merhameti ve büyük bir sevdayı barındıran Isparta’nın izlerini asla silemez; aksine o izleri taşın, toprağın ve akan suların hafızasına mühürler. Isparta’nın dik yamaçlarından coşkuyla inen, bazen bereketi bazen de kederi taşıyan suları, sadece bir coğrafyanın değil; bu topraklarda kader birliği yapmış insan ruhunun da en canlı şahididir.
İki fedakâr bayanın merhameti, yüzlerce işçinin imecesiyle birleştiğinde sadece azgın selleri durduran devasa bir kanal değil; feodal zihniyetin, yobazlığın duvarlarını yıkan, inançları aşan ve nesiller boyu yankılanacak olan 'Kadın Yarı' efsanesi doğmuştur Isparta’mızda..
İşte bu hikâye; paşaların mutlak gücü, eşkıyaların gölgesi, Isparta halkının adalet arayışı arasında, Isparta’nın bağrında yeşeren o muazzam yerel devrimin, kadının kurucu iradesinin ve kalıcı bir dayanışmanın öyküsünü şahsımın kaleminden okuyacaksınız.
Isparta şehrinin1872’ lerde üzerine çöken karanlık bir felaket anında, yüreklerindeki insan sevgisini ve şehre duydukları aidiyeti (Isparta sevgisi) her türlü aidiyetin üstünde tutan iki kadının —biri başındaki tacıyla saltanatın zarafetini, diğeri göğsündeki haçıyla inancın sadakatini taşıyan iki asil annenin— yolları tam 244 yıl önce bu sularda, Isparta da kesişir.
Okuyacağınız bu araştırma yazımda, 1765’lerde Isparta tarihine kazınan hikâyeler; devlet otoritesi ile Isparta halkının direnci, derebeylik hevesi ile hayırsever kadınların fedakârlığı arasında gidip gelen bir sahnenin perde arkasını araştırdım. (Isparta Mevlevi Dergâhı Kiler defterleri, Ispartalı tarihçi Stavros P. Kaplanoğlu’nun Isparta Tarihi..)
Hamideli’ nin (Isparta’nın) dar sokaklarında çınlayan ayak sesleri, kimi zaman Isparta’ya atanan bir paşanın heybetini, kimi zaman bir eşkıyanın korkusunu, kimi zaman da bir annenin, annelerin şefkatini taşırdı 1765’ li yıllar.
Anadolu’nun bağrında, Celâlî eşkıyalarının türediği günlerde, Isparta da nasibini alır. Sadrazam Kuyucu Murat Paşa’nın sert eli (1611 – Padişah I. Ahmed döneminde)Isparta’mıza ulaşır. Tedirgin Isparta halkı nefes alır. Eşkıya belâsı bastırmış. Isparta’mıza derin bir nefes aldırmıştır. Ancak Isparta’mızın kaderi, her dönemde yeni idareciler, mücadeleler ve yeni kahramanlarla yazılmıştır.
Hamideli, yani Isparta, XVIII. yüzyılda Vanlı Paşa ve Çelik Mehmet Paşa gibi yüksek idarecilerin merkeziydi. 1743–1765 yılları arasında görev yapan Çelik Mehmet Paşa, kimi zaman Burdur’da, kimi zaman Antalya ve Isparta’da oturmuş; bağlı yerlere ehliyetli subaşılar ve bilgili kaymakamlar göndermiştir. Bir asra yakın süre boyunca kendi sülalesiyle eyaleti idare etmiş, milletin gönlünde hizmetkâr bir vali olarak yer edinmiştir. Her iki Vali paşanın bugün Isparta da akrabaları mevcuttur.
O dönemde Kel Ali, Deli Maden ve Abaza Paşa kafilesine mensup Haydaroğlu gibi eşkıyalar Isparta halkını tedirgin etse de, devletin kararlı müdahalesiyle bu tehditler kısa sürede bertaraf edilmiştir. Her daim eşkıyalardan çok çekmiştir aziz Isparta’mız! Çelik Mehmet Paşa’dan sonra, 1780 yılında evlatlarından Mirimiran (Beylerbeyi) Sait Paşa göreve gelmiştir. Isparta da eşkıyalarla mücadelesi başarıyla devam etmiş.
Hep bu çalkantılı, tehditli günler yaşarken Isparta’da iki bayan söz yerinde ise şeytanın bacağını kırmış!
1782 yılında Gölcük Boğazı’ndan taşan sel, Isparta’nın birçok mahallesini yakıp yıkmıştır. Her yağışta mahallelere su basmaktaydı.
Sait Paşa’ nın hayırsever annesi —Ispartalıların “Taçlı Kadın” dediği Taçlı Hanım— Dere Mahallesi hizasından Bilaloğlu semtine kadar uzanan bir kanal açtırarak şehri felaketten kurtarır. Bu büyük masrafı, Isparta’nın varlıklı Rum kadınlarından “Haçlı Kadın” ile birlikte üstlenmişlerdi.
Bugün hâlâ “Kadın Yarı” adıyla anılan bu eser, tapu kayıtlarında ve Isparta ile ilgili kitaplarda aynı isimle yer almaktadır. Kadınlarımızın tarihî gücünü anlamamız açısından bu Isparta örneği, biz erkeklere herhalde yeterli bir ders niteliğinde olmalı.
Isparta’mıza kazandırılan bu eser için yaklaşık 400 işçi üç ay boyunca görev almıştır. Dere Mahallesi’nde üç ay süresince yemek kazanları kaynatılmış, adeta bir bayram havası içinde bugün dev dozerlerin bile zorlanacağı büyük işler başarılmıştır. Büyük bir açık tünelle Isparta taşkınlardan korunmuştur.
İki annenin şefkati taşlara ve suyollarına kazınmıştır. Aynı dönemde Rum eşrafından Gökbaş Kızı Haçlı Kadın ile birlikte bu büyük işi başarmışlardır. Benzer bir fedakârlıkla Isparta mahallelerini sel baskınından korumuş, şehrin tarihinde hayırsever iki isim olarak yaşamaya devam etmişlerdir.
Bu büyük kanal için “Kadın Yarı” ismini veren Isparta halkı, kadın eli değen bu memleket hizmetini küçümseyen bazı sohbet evlerindeki zavallıların bu ismi kullanmama isteğine kulak asmamış, kendi iradesiyle bu adı yaşatmıştır.
Isparta’da seli durduran kadınlar, derebeyliğe heveslenen paşaların çabaları karşısında Isparta halkının adalet arayışı galip gelir. İnancımız adına ahkâm kesen birileri iki kadının cesurca çıkışları sonunda sessizliğe bürünürler. Bu durum Isparta’mız için hayırlı olur: Bu tarihlerde Isparta bir iki adım daha ileri gider.
1922’ye gelindiğinde Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu kadınlarının cephe gerisindeki fedakârlıkları, bu uzun sürecin doruk noktasıdır. Dolayısıyla 1782’yi bir başlangıç, 1922’yi bir zirve olarak okumak tarihsel açıdan tutarlı bir çerçeve sunar diye düşünmekteyim. Elbette bu, tek bir olayın doğrudan Kurtuluş Savaşı’nı kazandırdığı anlamına gelmez; fakat kadınların toplumsal rolünün dönüşümünde 1782’ nin bir “ilk kıvılcım” olduğunu söylemek, tarihsel bağlamda güçlü bir tezimdir.
Araştırmanızda bu bağlantıyı kurmam, hem Isparta’mızın yerel tarihinin hem de ulusal mücadelemizin kadın kahramanlarını aynı çizgide buluşturuyor.
1782’de kadın eliyle açılan kanal, yalnızca Isparta’yı selden kurtarmadı; Anadolu’nun Isparta ve kadınlarını da tarih sahnesine taşıdı. 1922’de Kurtuluş Savaşı’nın zaferine giden yolun taşlarını döşedi demek gerekmez mi?. Bayram AYGÜN 2026-Isparta
Sayın Bayram, bana gönderdiğiniz Nea Ionia kulübü ziyaretine ait video (Gül Festivali) için yürekten teşekkür ederim. Ben de orada olmayı çok isterdim, ancak bildiğiniz gibi mücbir sebepler nedeniyle gelemedim. Atina' dan beni aradılar. Kalp cerrahı Dr. Şekeroğli övgüyle yorum kattı. Belediye reisinin misafirperverliğinin çok etkileyici ve mükemmel organize edilmiş olduğunu söylediler. Özellikle Reis Başkan Şükr Başdeğirmen’ in içten, sevecen ve katıksız samimiyeti tüm misafirleri etkilemiş.
Tekrar teşekkür ederim. Sevgilerimizi ve selamlarımızı gönderiyoruz...
Minas Küfüncüoğlu Barla’ lı Rumlarından, dede Ulucami’yi düz Selçuklu çatısından kubbeye dönüştüren ustanın torunu. 13.06.2026- Serez/Yunanistan