Isparta

Gül Şehrinde Bir Gönül Kandili Isparta Mevlevihanesi’ nde Hızır Abdal Sultan

Isparta' nın tozlu sokaklarında yankılanan o dualı ses, sadece rüzgârın sesi değildi. Yoksulların, kimsesizlerin, garibanların, yüreği yaralı olanların, dualarına karışan bir umut sesiydi..

Abone Ol

Isparta' nın tozlu sokaklarında yankılanan o dualı ses, sadece rüzgârın sesi değildi. Yoksulların, kimsesizlerin, garibanların, yüreği yaralı olanların, dualarına karışan bir umut sesiydi..

Padişah Kanuni Sultan Süleyman’ın adaletli yönetiminin gölgesinde sancak Isparta’sı Mevlevihane’si (Ahi Kasap Dergâhı) bu manevi havanın en seçkin ocağı olmuş. Isparta’mıza uzaklardan bir âlim gelmiş. Gül kokulu Isparta’yı, Müslümanıyla, Rum’uyla, Ermeni’siyle Ispartalıları sevmiş, yerleşmiş. Evlenmiş, şimdi aramızda torunları var. Dedelerinin ün’ üyle, unvanıyla, hatır gören yanıyla şımarmamışlar.

Torunlarından birisi şimdi Başkan Başdeğirmen’ in yanı başında Isparta’mızın insanına hizmet ediyor. Dededen aldığı maya sayesinde Hz. Mevlana’nın ilmi hizmetlerine yansımış. Diğer torunları da Isparta’mızda barış ve hizmet peşindeler.

1500’lerde Hızır Abdal Sultan ise sevgi, barış, yardımlaşma ocağını garibanların lehine tüttürmüş. İlminin uygulamasıyla bir "Gönül Kandili" olarak tarihe geçmiştir.

Hz. Mevlânâ’nın hikmetli üslubuyla, Anadolu’nun derin Alevî ve Mevlevî öğretilerini harmanlayarak, Ispartalı gençlere Hz. Muhammed’in güzelliklerle dolu tavsiyelerini aktarmış; bu öğütleri, Mesnevî’ nin hikmetli sözleriyle besleyerek, Ahi Kasap Mevlevihane’si’ nde Isparta halkına anlatmıştır.

Bu dergâhta gönüllere ışık saçan Hızır Abdal, şehre yalnızca bir inanç sistemi değil, taze bir düşünce dünyası kazandırmıştır. Onun rehberliğinde dergâh, gül şerbetlerinin ikram edildiği, Mesnevî beyitlerinin Türkçe, Farsça ve Osmanlıca yankılandığı bir irfan mektebine dönüşmüştür. O günden bugüne Isparta, Müslüman, Rum ve Ermeni cemaatlerin bir arada güzelliklerle dolu yüzlerce yılı paylaşma fırsatını bulmuş; kardeşlik, barış ve ortak yaşamın kokusunu tarih boyunca taşımıştır.

Hızır Abdal’ın rehberlik ve irfan ışığıyla, onun mirası yalnızca teorik bir eğitimle sınırlı kalmamış; tasavvufu bizzat hayatın içine, toprağa, emeğe taşımıştır. Müslüman İmam-ı Azam severlerin düşüncelerini benimserken, Hz. Muhammed’imizin, Hz. Ali ve Hz. Mevlânâ’nın öğretilerini birlikte özümsemiş; aynı zamanda Isparta’da Hz. İsa severlerin yüce dinimize yakın düşüncelerini de engin hafızasında harmanlamıştır. Böylece 1500’lerde Pisidia Isparta’sında, çevresinde güçlü bir ışık saçmış, şehre yalnızca bir inanç sistemi değil, taze bir düşünce dünyası kazandırmıştır.

Onun rehberliğinde dergâh, gül şerbetlerinin ikram edildiği, Mesnevî beyitlerinin Türkçe, Farsça ve Osmanlıca yankılandığı bir irfan mektebine dönüşmüş; o günden bugüne Isparta, Müslüman, Rum ve Ermeni cemaatlerin bir arada güzelliklerle dolu yüzlerce yılı paylaşma fırsatını bulmuş, kardeşlik ve barışın şehri olmuştur.

Macaristan’da, Ispartalı Gülcü Baba’nın türbesinde Hun Türkçesiyle yazılmış tanıtım kitabında, Ispartalı Hızır Abdal Sultan’ın sözleri yer alır. Hızır Abdal Sultan şöyle demiştir: ‘Gül Baba, seninle aynı kuşaktayız; ancak Tanrı seni yanına aldı. Osmanlı’nın 1541’de, Kanunî döneminde Budin’ ni fethi sırasında şehit düştün. Seninle İlegöp’ de, -Uluğbey-Senirkent’teki Seyyid Baba Sultan dergâhında günlerce konuştuk, ibadet ettik, dua ettik. Güller diyarından güllerle dolu ebediyete gittin. “Gül çiçeğini Tanrı boşuna Isparta’ya has özel çiçek olarak vermedi” demiştin. Bu, Allah’ın Sancak Isparta’sına büyük ve kutlu bir lütfudur, diye konuşmuştuk. Yerinde Allah rahat ettirsin, inşallah; amin!.

Müritlerinin alın teriyle ayakta duran tekkesi, üretimin ve paylaşmanın mukaddesliğini kanıtlarken; Hızır Abdal Sultan’ın yoksulun sofrasına kattığı şefkat, Isparta’nın kültürel aklına silinmez harflerle kazınmıştır. Bu şefkatin en çarpıcı tezahürü ise, Ispartalı Osmanlı Rum vatandaşı Hiristos ile kurduğu eşsiz kardeşlik hukukudur. Gölcük boğazında su bulan Rum Hiristos, bu suyu Müslüman mahalleleriyle paylaşmak istediği için kendi cemaati tarafından dışlanınca, ona kucak açan yine Hızır Abdal Sultan olmuştur.

Tekke arazisini suyun geçişine tahsis ederek, paylaşmanın, kardeşliğin en güzel örneğini vermiştir. Hristiyan Ortodoks Hiristos, ölmeden önce Müslümanlığı seçmiş. Dere Müslüman mezarlığına defnedilmiştir. Böylece onun hayatı, Isparta’da dinler, cemaatler arasında barışın, merhametin, ortak yaşamın unutulmaz nişanesi olmuştur.

Akoluk (Taşoluk) çeşmesinden akan her damla, yalnızca susuzluğu gidermemiş; inançlar arasındaki mesafeleri de ortadan kaldırdığının tarihi bir vesikası olmuştur. Hiristos vefat ettiğinde, Sultan’ın tavsiyesiyle kendi yaptırdığı hayratın üzerine defnedilmesi, ‘hayrın, hizmetin kimliği olmaz’ ilkesinin dünyaya verilmiş en zarif mesajıdır. Netice itibarıyla, 1531 yılında bekâ âlemine göç eden Sultan’ın mezar taşındaki ‘Canına Ola Rahmet!’ ifadesi, beş asırlık bir vefanın özeti gibidir.

O, Isparta’nın toprağına yalnızca bir türbe değil, yüzyıllar geçse de kurumayacak bir ‘insanlık pınarı’ bırakmıştır. Bugün Tekke Mahallesi’nde yankılanan Akoluk çeşmesinin şırıltısı, aslında Hızır Abdal Sultan’ın sabrı, doğruluğu, “yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmeyi” öğütleyen o sönmez sesidir. Bizlere düşen, onun bıraktığı bu sevgi köprüsünden geçerek, modern dünyanın karmaşasında kaybolan ‘bir arada yaşama kültürü’ nü, Mevlânâ’nın nuruyla aydınlanan gönül kandillerini yeniden yeşertmektir.

Araştırma: Bayram Aygün, 2026 – Isparta