‘Silah’ demokratikleşme isteğinin aracı olamaz.
Güneydoğu Anadolu bölgesinde terör ve toplumsal sonuçları üzerine araştırma yürüten Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Suat Kolukırık, Haber32 Muhabirine yaptığı açıklamada, 12 Haziran seçimleri sonrası yeniden alevlenen terör eylemlerinin asıl hedefi Türkiye’nin kalkınma ve demokratikleşmesine engel olmaktır dedi. Kolukırık, son on yıldır yakalanan ekonomik ve siyasi istikrardan rahatsız olan bazı yapı ve gruplar ülkede etnik nefret ve çatışma ortamı hazırlanmasına zemin hazırlamaya çabalamaktadırlar. Taşeron örgütler ve sofistike saldırılarla kamu düzenini bozmaya çalışanların ülkeyi ve devleti yeniden güvenlik ekseni içerisine çekerek, kendi varlıklarını devam ettirme gayreti taşıdığını belirtti.
Bölge üzerinde kadim beklentileri olan bazı devletlerin yeni Türkiye’nin Ortadoğu politikalarından hoşnut olmadığı terör eylemlerinin artışıyla somutlaşmış görünmektedir. Nitekim; Libya, Tunus ve Mısır örneğinde görüldüğü üzere bu coğrafyaya sıkılan kurşunlar gerçekte Türkiye’nin geleceğine ve bölge hakimiyetine sıkılmış kurşunlardır. Türkiye’nin uluslar arası güç olma yolunda bazı Afrika ülkeleri ve Suriye’de karşılaştığı huzursuzluklar bölge barışını, zenginleşmesini ve özgürleşmesini istemeyenlerin bir oyunu olarak değerlendirmek gerekmektedir. Sözde Arap Baharı adı altında facebook ve twitter’a atfedilen diktörlüklerin yıkım sürecinin henüz ortaya bir şey çıkarmadığı düşünüldüğünde bölgede yaşanılan büyük çekişmenin bir kurgu olduğu kendisini açık bir biçimde sergilemektedir. Artık kimse Arap gençlerinin ellerinde facebook ve twitter’la diktatör kuvaladığına inanmamaktadır.
Türk kamuoyunun neden terör ve silah sorusunu yeniden düşünmesi gerektiğini belirten Kolukırık, Türkiye’yi fiziki coğrafyasına hapsetmek isteyen bazı ülke ve yapıların terör aracılığıyla ülke kaynakları boşa akıtmak ve sosyal barışa zarar verme hedefi taşıdığını belirtti. Sosyolojik olarak silahın hiçbir zaman demokratikleşmede araç olarak kullanılamayacağını belirten Kolukırık; şiddet eylemlerinin “tehdit ve güvenlik” gibi kısır bir döngü içerisinde tanımlanmaması gerektiğini belirtti. Türkiye’de bazı kişi ve grupların iktidar karşıtlığını terör ve şehitler üzerinden kurgulamasını “akıl tutulması” metaforuyla açıklayan Kolukırık, terör hali hazırda iktidarı ve istikrarı bozmayı hedefleyen bir oluşumdur dedi.
İktidar mücadelesini “demokratik açılım projesi karşıtlığı” üzerinden yürütmeye çalışanlar bu coğrafyanın köklerini, birlikteliğini, kardeşliğini, Çanakkaleyi ve Kurtuluş savaşını hatırlamak durumundadır. Ötekilikler ve önyargılar üzerinden değil, birlikteliler üzerinden gidilmesi güçlü ve müreffeh bir Türkiye için önemlidir diyen Kolukırık, açılım politikalarıyla köşeye sıkışan ve tasfiye olma tehlikesini hisseden yapı ve grupların iktidar karşılığının yalnızca kendi varlıklarını korumaya hizmet eden ve ülke barışına zarar veren bir girişim olarak değerlendirdi. Demokratik açılımı bir devlet projesi olarak görmek istemeyenler her şehit cenazesi üzerinden kendilerine meşruiyet sağladıkları yanılgısı içerisine girmektedirler. Türkiye’nin değiştiği ve dönüştüğünü görmeyenler, Anadolu’daki çapraz evlilikleri unutanlar, ekonomik ve politik işbirliklerini fark etmeyenler ülkeyi bilerek ya da bilmeyerek kaos ortamına davet etmektedir dedi.
Her terör eylemi sonrası yalnızca kendisini Türk görenlerin üzüldüğünü düşünmek büyük bir bencilliktir. Bölge halkının teröre prim vermediğini ve Türkiye’de yaşayan ortalama herkes gibi zenginleşmek ve demokratikleşmek istediğini artık görmek ve bilmek gerekiyor. Terörün taşeron yapılar üzerinden bölge halkı adına konuştuğuna bölgede yaşayan hiç kimsenin inanmadığına da artık inanmak gerekmektedir. Ülkemizin batısında doğmuş ve yaşıyor olmak bu ülke vatandaşlığı için ayrıcalıklı bir durum olamaz. Türk-Kürt gerilimi üzerinden kendilerini kurgulayanlar bölgede son dönemlerde artan sosyolojik değişmeler ve gelişmelerden ciddi biçimde rahatsız olmuş görünmektedirler. Bölgedeki istikrarın Kandil’in etkinliğine ve müteahhidine darbe vurduğu aşikardır. Ülke olarak kimlik ve güvenlik politikaları üretmek yerine toplumsal uzlaşma üretmeye ihtiyacımız olduğu ortadadır. Yeni anayasa sadece Türkiye’nin batısı için değil, doğusu ve komşu coğrafyalar içinde bir fırsat olarak karşımızda dururken, gerçeklerimizle ve kendimizle yüzleşmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum dedi.