Saygıdeğer okuyucular, 1913’te Osmanlı döneminde demiryolu hattı Eğirdir’e kadar uzandı. Trenler yolcu ve yük taşımacılığında büyük fayda sağladı. Ancak Isparta’ya demiryolu ancak Cumhuriyet döneminde, 1936’da gelebildi. Bunun nedenini tarihçiler farklı yorumlasa da, tutucu çevrelerin etkisi belirleyici oldu.
Bazı akademisyenler demiryollarını modernleşmenin sembolü olarak görürken, aynı zamanda Anadolu üreticisini yabancı sermayeye bağımlı hale getirdiğini savunur. Ben ise bu görüşe bütünüyle katılmıyorum. Araştırmalarım, her yeniliğe olduğu gibi demiryoluna da karşı çıkanların bulunduğunu gösteriyor.
2016’ da Lozan Mübadilleri Derneği ile Yunanistan’a yaptığım araştırma gezisinde edindiğim notlar, bu süreci daha iyi anlamamı sağladı. Isparta’nın Rum ve Ermeni tüccarları İzmir’le ticaret yapıyor, anılarını kitaplaştırıyorlardı. Bu kaynaklar, hattın Isparta içine sokulmamasının ardında ekonomik çıkarların olduğunu ortaya koyuyor.

1 Kasım 1912’de Eğirdir’e ulaşan demiryolu, Isparta’ya girmedi. Ticari mallar at arabası, katır ve deve katarlarıyla Denizli’ye taşınıyor, oradan demiryolu ile İzmir’e gönderiliyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar bu yöntem sürdü. Beş yüz yıllık geleneksel kervan düzeni, eşkıyaya rüşvet verilerek bile devam ettirildi.
Isparta’daki ağalar ve nakliyeci aileler demiryoluna karşı çıktı. Medrese hocalarını da etkileyerek halka, demiryolunun yerli taşımacılığı bitireceğini, yabancı işletmecilerin kazanç sağlayacağını anlattılar. Kitaplarda bu dönemdeki nakliyecilerin ayrıntılı listeleri yer alıyor: Cami Atik mahallesinden 12 at-arabası sahibi, Hacılar köyünden 11 deve sahibi, Dere mahallesinden 8 katırlık katar sahibi gibi birçok örnek sıralanıyor.
Bu filolar demiryolu geldikten sonra tamamen yok olmadı; Kurtuluş Savaşı’nda cepheye malzeme taşımak için kullanıldılar.
1912-1913’te Dinar-Eğirdir hattı açıldığında Isparta’ya demiryolunun sokulmamasının nedeni, nakliyeci ailelerin ticari çıkarlarını koruma isteğiydi. Bugün taşların sessiz tanıklığı bize şu soruyu sorduruyor:
Yıl 1912-1913 yılları ticaretini ele alalım. Ispartalı Rum ve Ermenilerin Isparta-İzmir arasında ticaret yapmaya devam ederler. Anılarını yazmışlar. Atina da Ispartalı Rumlar Derneği ticari anıları kitap halinde toplamış.
Neden demiryolu Isparta’mıza 23 yıl sonra geldiğini,1912 de bağlanma fırsatı olduğu halde hattın Isparta içinde girmediğini anlamış oldum. Isparta’nın sayılı Rum halkından ham deri, bal mumu, kitre kök boya tüccarı Stephan ile halı dış satımcısı Ispartalı Gayrimüslim Isparta Acem Ermeni’si tüccar Takfor Ispartalı’ nın, yine Isparta eşrafından tüccar Rum Gökbaşoğlu İpokrat’ ın kitaplaşmış anılarına bakalım. Ispartalıyan adlı 1908’lerin İzmir milletvekilinin Atina da Rumlar derneğince yayınlanan başka bir ticari anıların yer aldığı “Isparta Hatıraları adlı kitapta da yazılanlar hep aynı düşüncemi gösteriyor.
1 Kasım 1912 de Eğirdir’e kadar uzanan demiryolu Isparta içine gelmesi istenmez. Alışılmış ticari mallar At arabası, katır ve deve marifetiyle Isparta-Denizli ye kadar götürülüyor. Oradan da demiryolu marifetiyle İzmir’e götürülüyor. Bu anlattığım Dinar-Eğirdir demiryolu hattının bağlanmasına kadar bir kısım ticari mallar Kuleönü istasyonu marifetiyle 1913’ten sonra götürülmeye başlanır. Ama bir kısım ticari mallar. Bir kısmı da yine at-arabası katır ve deve katarları marifetiyle cumhuriyetin ilk yıllarına kadar devam eder.
“Kazandık mı, yoksa kaybettik mi?”
Isparta taşları konuşabilseydi, gelişmeyi engelleyen yalnızca dış güçler değil, çıkarlarını korumacı çevreler olduğunu hatırlatırlardı. Araştırma: Bayram Aygün – 2026, Isparta




