Merhaba değerli sporseverler. Yaklaşık bir aydır köşe yazısı yapmıyordum. Tabiî ki bunun bir nedeni vardı. Bu da o günlerde çok hassas bir dönemden geçen şehrimizin tek profesyonel takımı Ispartaspor’a en küçük bir zarar vermemek içindi.
Benim ne kadar fanatik bir Ispartasporlu, bir Ispartaspor sevdalısı olduğumu herkes bilir. Ben, Ispartaspor’a candan, ciğerden destek veren takımın düzlüğe çıkması için hiçbir menfaat beklemeksizin gecesini gündüzüne katan bir kişiyim. Birileri gibi, bu işi reklam olsun diye yapmam, birileri gibi başkasının parasıyla kulüpte oturup hava atmam. Birisinin bir şeyiyle bir yerlere girmem. Bunları size aktarıyorum çünkü, bunlar geçtiğimiz bir ay içinde Ispartaspor’da yaşanmıştır.
İşte şimdi artık anlatmanın zamanı geldiğini düşünüyorum ve son bir ayda yaşanan tüm olayları sizlere tüm ayrıntısıyla anlatacağım. Öncelikle şunu bir kez daha söyleyeyim ki, ben kimsenin adamı değilim. Ama, Ispartaspor’a en küçük bir katkısı olanın, Ispartaspor’u düzlüğe çıkarmak için çırpınanın da her zaman destekçisiyim. Geçmişte böyle oldum, bundan sonra da olacağım. Beni doğru bildiklerimden kimse alıkoyamaz.
Gelelim konuya. Bilindiği gibi Ispartaspor sekizinci olağanüstü kongresinde bir yönetime kavuşabildi. Neden? Çünkü bundan önceki yönetim dahil dışarıdan da birileri (!) Ispartaspor’u kendi malıymış gibi kimseye vermemek için uzun süre direndi. Peki direndi de ne yaptı? Hiçbir şey. Benim bildiğim bir görevi istemediğin birilerine vermek istemiyorsan o görevi en iyi şekilde yaparsın. Bu her zaman böyledir. Ama, hem görevini hiçbir zaman yerine getirme. Takımı rezil, rüsva et. Hem de göreve gelmek isteyenlerin önünü bin bir türlü entrikalarla kesmeye çalış. Yok böyle bir şey.
Bundan önceki yönetim tarihinin en büyük hatasını zaten 31 Ağustos 2010 tarihinde yaptı. Neden? Çünkü, o gün lisansa engel borçlar Futbol Federasyonuna yatırılmadı. Dolayısıyla lisanslar da çıkmadığı için hem sezon öncesi sözleşme imzalanan futbolcular oynatılamadı. Hem de bu futbolculara sezon öncesi verilen 200 bin TL boşa gitti. Yazık çok yazık. Gerçekten işi bilmemek çok kötü bir şey.
Tabi bir de işin İstanbul boyutu çıktı ortaya. İki defa oluşmaya çalışılan ve ikisinde de koca bir fiyasko olan bu girişimlerden de bahsetmeden geçmek olmaz. Aslen Yalvaçlı olan ve İstanbul’da ticari faaliyetini sürdüren İşadamı Hasan Köstüklü kulübe başkan olacak takım ligde kalacağı gibi önümüzdeki yıllar için de süper lige kadar hedef belirlendi. Tüm taraftarlar bu gelişmelerle umutlandı. Ama, ne oldu? Hasan beyler başkanlıktan vazgeçti. Dolayısıyla İstanbul oluşumunun birinci etabı büyük bir fiyasko ile sonuçlandı. Ben o dönemde bu konuda ‘fiyasko’ başlıklı bir yazı yazarak Isparta spor kamuoyunun 1,5 ay boyunca oyalanmasına rağmen bir oluşum olmamasını eleştirmiştim.
Gelelim, İstanbul ayağının ikinci oluşumuna. Yazdığım bu fiyasko başlıklı köşe yazısından sonra. (Tabi aynı konuyu Değerli Gazeteci arkadaşım Levent Doğan da işledi) İstanbul ayağının çalışmalarını yürüten Mustafa Kaya hemen Isparta’ya geldi ve bizimle bir görüşme yaptı. Neden böyle bir yazı yazdığımızı sordu. Bizde gerekçelerini tek tek kendisine anlattık ve eğer Ispartaspor’a zarar verecek bir konu olursa yine yazacağımızı bizzat vurguladık.
Bunun üzerine Mustafa bey, Hasan beyin Ispartaspor’a desteğinin devam edeceğini bildirdi ve o hafta Hasan bey Antalya’ya kampa giden takımın kamp bedelini karşıladı. Bu bizi son derece sevindirdi ve buradan kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Mustafa bey, yönetim oluşması konusundaki çalışmaların tamamen bitmediğini de belirterek, bizim küllenmeye yüz tutmuş olan ‘güçlü bir yönetim’ konusundaki umudumuzu tekrar yeşertti. Bunun üzerine Mustafa bey İstanbul’a döndü ve İstanbul’daki Ispartalı işadamlarıyla görüşmeler yaparak Ispartaspor’a destek için söz aldı ve bizi (Beni ve Levent’i) arayarak ‘Bu işin birde yerel bazda destekçisi olması lazım. Siz, Vali ve Belediye Başkanı ile görüşüp destek sağlayın’ talebinde bulundu. Bizde bunu kendimize bir emir telakki ederek hemen girişimlere başladık. Neticede, her şey Ispartaspor için olacaktı. Buraya kadar her şey güzeldi. Biz Levent beyle hemen önce Vali Memduh Oğuz’u, ardından Belediye Başkanı Yusuf Ziya Günaydın’ı ziyaret ederek destek sözü aldık. Durumu İstanbul’a bildirdik. Ama ne yazıktır ki, oradaki oluşumda bir türlü futbol tabiriyle son vuruş yapılamadı, yani gol atılamadı ve tamamen sonuçsuz kalarak Ispartaspor’a yönetim kazandırma adına yapılan ikinci oluşum işi de fiyaskoyla sonuçlandı.
Biz, buna da tamam dedik ve o günlerde 1 Şubat 2011 Salı günü saat 17.00’de sona erecek olan ara transferde bari lisansa engel borç ödensin de takım sahaya güçlü bir şekilde çıksın diye gece – gündüz Kulüp Eski Başkanı Remzi Erdoğan’ın Ofisinde çalışarak 34 ayrı futbolcu ve 8 ayrı teknik direktörle görüşmeler yaparak 1 milyon 200 bin TL’lik borcu 60 bin TL’ye kadar indirdik. Ardından, İstanbul oluşumunu arayarak ‘Bari 60 bin TL’yi ödeyin de şu takım kurtulsun’ dedik. Ama maalesef ve maalesef ki, milyon TL’lere para demeyen İstanbul’daki Ispartalı İşadamları bu parayı bile bulamadı (!) Bunun üzerine hemen Vali beye ve Belediye Başkanına koştuk. Ama onlar da yuvarlak laflarla işi geçiştirerek yardımcı olmadılar.
Beyler! Bu işler öyle sağda – solda, kahve köşelerinde konuşmakla olmuyor. Bu işler bizzat uğraşı vermekle, emek vermekle oluyor. Biz bir hafta boyunca geç saatlere kadar bu sorunları gidermek için koştururken bu işin içinde eski yönetimden Remzi Erdoğan’ın dışında hiç kimse ve kendisini ‘Ben Ispartaspor sevdalısıyım’ diye kamuoyuna lanse edip başkasının Ispartaspor’a verdiği para ile hava atan ve cebinden beş kuruş vermeyenler yoktu maalesef. Orada sadece Ben, Levent Doğan, Remzi Erdoğan, Selçuk Tık, Nuri Ay, Ispartaspor eski Teknik Direktörü Cengiz Ocak, TÜFAD Başkanı Durmuş Türkmen vardı.
Şimdi gelelim, biz bu işlerle uğraşırken eski yönetim ve kendisini Ispartaspor sevdalısı olarak addeden ama bu konuda çalışıyormuş gibi yapıp, Ispartaspor’a hiçbir faydası olmayanların çalışmalarına. İlk yarı tamamlandıktan sonra bir taraftan takımın ikinci yarıya en iyi şekilde hazırlanması bir taraftan da kongre süreci devam ediyordu. Kongre sürecinde yapılan her kongrede mevcut yönetim ve bu yönetimin yanında yer alan bazı kişiler hem Ispartaspor adına kılını kıpırdatmıyor, hem de yönetime talip olan kişileri püskürterek yeni bir yönetim oluşmasını engelliyordu. Bu sekizinci kongreye kadar gitti. Sekizinci kongrede ise, ne mi oldu? Sadece eski Kulüp Başkanı Remzi Erdoğan’ın dışında kimse yoktu kongrede. O başkasının parasıyla hava atanlar da yoktu tabi. Ama, Ispartaspor’a en zor gününde bile sahip çıkan Selçuk Tık ve arkadaşları vardı kongrede. Bu nedenle, öncelikle böylesine zor bir dönemde takıma sahip çıktığı için Selçuk Tık ve ekibini kutluyorum ve başarılar diliyorum. Tık ve ekibinin takımı ligde bırakması onları yönetime getirtmemek için türlü entrikalar çevirenlere büyük bir ders olacaktır.
Benim için aslolan Ispartaspor’dur. A şahsı, B şahsı veya A oluşumu B oluşumu değildir. İstanbul oluşumu yönetimi devraldı ve işleri düzelti de biz mi teşekkür etmedik veya destekçisi olmadık. Ama, fiyasko olunca da eleştirdiğim zaman hiç ama hiç kimsenin bana tepki gösterme hakkı ve lüksü de yoktur, olamaz da.
Evet, gelelim şu Teknik Direktör meselesine. Yaklaşık 25 yıldır Ispartaspor’un içinde olan bir taraftar ve gazeteci olarak bundan bir ay önce ‘Bu Hocayla gitmez’ diye başlık atarak sezon başında Teknik Sorumlu olarak göreve getirilen Soner Büyükergün ile bu işin artık gidemeyeceğini ve acilen değiştirilmesi gerektiğini, kısacası Teknik Heyette kan değişiminin şart olduğunu ifade ettim.
Neden böyle yazdım? Ben Soner hocanın düşmanı mıydım? Hayır. Hatta sezon başında Isparta Gazeteciler Cemiyeti İkinci Başkanı olarak gazeteci arkadaşlarla Ispartaspor antrenmanını ziyaret ederek ikramlarda bulunmuş ve gerek hocamıza gerek futbolculara yeni sezonda başarılar dilemiştik. Ama, aradan haftalar geçti Soner Büyükergün önderliğindeki Ispartaspor futbol takımı yenilgi üzerine yenilgi aldı. İşte bu noktada ben olaya tepkimi koyarım arkadaş! Çünkü, benim için biraz önce de yazdığım gibi aslolan Ispartaspor ve onun başarısıdır. Eğer, takım mağlup oluyorsa bunun sebebi de Teknik Direktörün takıma iyi taktik verememesi, maçta da oyunu okuyamayarak mağlup olmasına neden olması ise o zaman ben Teknik Direktör kim olursa olsun değişmesini isterim.
Neticede sayın Soner Büyükergün hoca takımı çıkardığı 21 maçta sadece iki galibiyet, iki beraberlikle sadece 8 puan toplayabilmiştir. Bu 21 maçta büyük bir başarısızlıktır. Ama şunu da buradan yazmadan geçemeyeceğim. Ben ‘Bu hocayla gitmez’ diye başlık atıp köşe yazdığımda yine Hasan Köstüklü’nün parası ile kulüpte oturup yöneticiyim havasına girenler bana büyük tepki gösterdiler. Hocanın, çok iyi niyetli olduğunu ve gece kalkıp kalorifere bile kömürü Soner Hocanın attığını söylediler. Evet, benim bu yapılanlara bir itirazım olmadı ki. Doğrudur ve bu konuda Soner Hocayı da takdir ederim. Ancak, iyi niyetli olmak, gece kalkıp kaloriferleri yakmak iyi bir hoca olduğu anlamına gelmez. Eğer iyi bir hoca olsaydı veya olabilseydi Ispartaspor 21 maçta sadece iki galibiyet almazdı. Ispartaspor son sıralara demir atmazdı. İşte bunu ‘toptan anlıyoruz’ deyip hocayı savunanlara anlatmak çok zor oldu (!) maalesef. Şimdi diyeceksiniz ki, takım As kadro ile sahaya çıkamadı gençlerle çıktık. Elden gelen bu kadardı. Peki o zaman, şimdiki Teknik Direktör aynı gençlerle hem de deplasmanda maçı nasıl kazandı? İşte bu Teknik Direktör farkıdır. Bunun başka izah tarzı yoktur. Bunu, birileri çok iyi anlamalıdır.
Son olarak şunu söylüyorum ki, amatör kümeye bir adım kalmışken İstanbul’da son derece zorlu hem de bizzat rakibi olan Beykoz 1908 takımını mağlup etmebaşarısı gösteren Ispartasporlu futbolcuları ve onlara galip gelecek taktiği veren Teknik Direktör Metin Ersan’ı can – ı yürekten kutluyorum. Bundan sonra yapılacak tek şey şu önümüzdeki kendi saha ve seyircimiz önünde oynayacağımız Orhangazi ve Gümüşhanespor maçlarını kazanmaktır. Bunların da kazanılması halinde 3’te 3 yapılarak 9 puana ulaşılacaktır. Bu da Ispartaspor’u içinde bulunduğu cehennemden kurtaracaktır. Kurtarmasa da kurtulmasına az bir mesafe kalacaktır. Onun için buradan Ispartaspor’un fedakar ve cefakar taraftarları ile kendini Ispartasporlu olarak gören herkesi stadyuma takımlarını desteklemeye davet ediyorum.
Saygılarımla….