Amerikan konut piyasasında başlayan, finansal piyasaların ardından reel kesime bulaşan ve Birleşmiş Milletler tarafından ''yüzyılın krizi''olarak tanımlanan küresel ekonomik kriz 2008 yılında küresel ekonomileri derinden sarsarak içinden çıkmaz bir buhrana sürüklemiştir.

Tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik krizi dindirmek için hükümetler bir dizi ekonomik paket açıklasalar da belirsizlik ve güvensizlik ortamı nedeniyle birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomileri durgunluğa girmiştir. IMF’nin ''dünya ekonomisinin 1930'lardan bu yana karşılaştığı en tehlikeli finansal şok'' olarak tanımladığı kriz, finans sektörünün dev şirketlerini yutmuş ve başta otomotiv sektörü olmak üzere reel kesimin lokomotif sektörlerine büyük darbe indirmiştir. Krizin başlangıcı kabul edilen 2008’in ikinci çeyreğinden bu yana dünya genelinde ülkeler toplam 6 trilyon doları aşkın kurtarma paketleri açıklamışlardır. Küresel krizle baş edebilmek için Amerikan Merkez Bankası (Fed) ve diğer merkez bankaları tarihte görülmemiş şekilde koordineli olarak faiz oranlarını düşürmüşlerdir. AB ülkeleri başta olmak üzere diğer birçok ülke bankalardaki mevduat garantisini artırmış, bazıları ise mevduatlara tam olarak güvence getirmiştir.

Macaristan Başbakanı Ferench Gyurcsany yaptığı bir açıklamasında 2008 ekonomisinde yaşanılanları aslında çok güzel özetlemiştir. Başbakan Gyurcsany, “Bakın samimiyetle söylüyorum. Krizin böyle vuracağını gerçekten tahmin edemedik. Eylül sonunda durumumuz güçlüydü. Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa Komisyonu Başkanı da Avrupa’nın böylesine etkileneceğini düşünmemişti. Hepimiz yanıldık. Krizin geçici bir şok olmadığını anladık. Yaşadığımız finansal krizin ötesinde, büyük bir değişime yol açacak ve sanayiyi de etkileyebilecek derin bir ekonomik krize dönüştü.” 

Yeni yıla girerken gelecek yıldaki ekonomik gelişmeler üzerinde tahminde bulunmak, piyasaların ve ekonomilerin alt üst olduğu böyle bir dönemde hiç de kolay olmayacaktır.

Gelişmiş ekonomilerin resesyona girmesiyle birlikte, Türkiye ekonomisinde de son çeyrekte büyüme oranında ciddi bir düşüş yaşanmıştır. 2008’in son çeyreğinde sadece 0,5 oranında büyüme gerçekleştiren Türkiye ekonomisi, 2009 yılı için de karamsar bir görünüm çizmektedir. 2008’de 127,5 milyar dolarlık ihracat ve 201,4 milyar dolarlık ithalat gerçekleştiren ekonomimiz, 2009 yılı kapsamında 109 milyar dolarlık ihracat ile 151 milyar dolarlık ithalat beklentisi içerisindedir. İşsizliğin günden güne kronikleştiği ekonomimizde, şirketler her gün yüzlerce kişiyi işten çıkarmaktadır. ILO’nun 2009 yılı için işsizlik beklentisi, “dünyada 20 milyon kişinin daha işsiz kalacağı” şeklinde olmuştur. Özellikle finans sektörünün önemli bir ayağı olan bankacılık sektöründe, işsizlik büyük bir sorun haline gelmekte ve bu sektörün istihdama olan katkısı günden güne azalmaktadır. Yabancı sermayeli bankaların hâkim olduğu finans kesimimiz, açıklanan şirket zararlarıyla her gün daha da zor bir sürece girecektir. Türkiye’nin öncü sektörlerinden biri olan otomotiv sektörü de yoğun bakımdadır adeta. Kasım 2008 satış verilerine göre otomotiv sektöründe yüzde 58,5’lik bir gerileme söz konusudur. Bunun yanında otomotivin başkenti Bursa’da 2008 yılında yaklaşık 60 bin kişi işini kaybetmiştir. Bu düşüşün 2009 yılı içerisinde de devam edeceği bekleniyor.

2009 yılında ekonomimizde ticaret hacmi nominal bazda azalacak, fonlama maliyetleri ise geçtiğimiz yıldan daha yüksek rakamlarda gerçekleşecektir. Krizin finansal sektöre etkisinin ağırlıklı olduğu 2008’de, reel sektör ciddi bir bunalım yaşamamıştı. 2009 yılında ise krizin yön değiştireceği, reel sektöre olan etkisinin daha da şiddetleneceği bekleniyor. Piyasalarda yaşanan dalgalanmalar ile resesyonist beklentiler artacak, bununla birlikte emtia fiyatlarındaki düşüş kısmen de olsa devam edecektir. Buna paralel olarak enflasyonist kaygılar azalacaktır.

Makroekonomik göstergeleri sorunlu olan ekonomiler, önümüzdeki dönemde krizden en çok etkilenen ekonomiler olacaktır. Mali disiplinin sağlanması bu ekonomilerin öncelikli hedefi olmalıdır. Bunun yanında gelirleri artırıcı önlemler alınmalıdır. Memurun, işçinin gelirleri artırılmalı, alım gücü hayata döndürülmelidir. Devlet yeni ihaleler açarak krizden ağır yaralanan inşaat ve otomotiv gibi sektörleri yeniden canlandırmalıdır. Finans sektörünü de güçlendirmek adına devlet, bankalara olan güvencesini artırmalıdır.



ABD merkezli küresel kriz, ülke ayırt etmeksizin gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ekonomileri bu depremin bir parçası haline getirmiştir. Artçı şoklar her ülkede derin ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu yüzden gelişmiş ülkeler kendi sorunlarını çözmeye çalışırken, gelişmekte olan ülkelerinde sorunlarını çözmede kayıtsız kalmamalıdırlar. Aksi halde krizin çok daha uzun sürmesi kaçınılmaz bir hal alacaktır.

- - - - - - -