Miriam Adelson: Kumarhane imparatorluğundan küresel siyasetin zirvesine uzanan güç
Dünya siyasetinin ve ekonomisinin arka planındaki en etkili aktörlerden biri olan Miriam Adelson, sıradan bir milyarder profilinin çok ötesinde, küresel dengeleri finansal gücüyle yeniden şekillendirebilen stratejik bir figürdür. Tıp doktoru olarak başladığı kariyer yolculuğunu, bugün milyarlarca dolarlık bir kumarhane ve otel imparatorluğunun lideri olarak sürdüren Adelson, modern tarihin en büyük bireysel siyasi bağışçısı ünvanını elinde bulundurarak Washington’dan Kudüs’e kadar uzanan bir nüfuz alanını yönetmektedir.
Doktorluktan milyarderliğe: Adelson’un kökleri ve akademik derinliği
1945 yılında İngiliz Mandası altındaki Tel Aviv’de dünyaya gelen Miriam Adelson, Holokost’un karanlık gölgesinden kaçarak Polonya’dan Filistin topraklarına sığınan Yahudi bir ailenin kızıdır. Gençlik yıllarından itibaren akademik disipliniyle öne çıkan Adelson, Tel Aviv Üniversitesi’nde tıp eğitimi alarak iç hastalıkları konusunda uzmanlaşmış, kariyerinin önemli bir bölümünü uyuşturucu bağımlılığı ve rehabilitasyonu gibi toplumsal yaralara bilimsel çözümler üretmeye adamıştır. Bugün 80’li yaşlarına yaklaşmasına rağmen sahip olduğu akademik derinliği finansal gücüyle birleştiren Adelson, sadece bir mirasçı olarak değil, aynı zamanda ideolojik bir önder olarak kabul edilmektedir. Onun bilimsel geçmişi, hayırseverlik faaliyetlerindeki titizliği ve kurduğu kliniklerdeki modern yaklaşımlarıyla birleşerek, onu alışılagelmiş zengin portrelerinden keskin bir şekilde ayırmaktadır.
Servetin kaynağı ve Las Vegas Sands imparatorluğu
Miriam Adelson’un net servetinin 2026 yılı itibarıyla 30 ila 35 milyar dolar bandında olduğu tahmin edilmekte ve bu muazzam birikim onu dünyanın en zengin kadınları listesinin en üst sıralarına taşımaktadır. Servetinin ana kaynağı, 2021 yılında hayatını kaybeden eşi Sheldon Adelson’dan miras kalan ve Las Vegas’tan Makao’ya kadar uzanan devasa bir kumarhane ve konaklama zinciri olan Las Vegas Sands şirketidir. Şirketin hakim hissedarı olarak yönetimde söz sahibi olan Adelson, son yıllarda sadece eğlence sektöründe değil, spor dünyasında da büyük bir hamle yaparak NBA takımlarından Dallas Mavericks’in çoğunluk hisselerini bünyesine katmıştır. Bu finansal çeşitlilik, Adelson’un parasını sadece bir sermaye aracı olarak değil, aynı zamanda kültürel ve siyasi bir meşruiyet alanı inşa etmek için kullandığının en somut göstergesi olarak kabul edilmektedir.
ABD siyasetindeki deprem: Donald Trump ve madalya süreci
Amerikan siyasetinde "kralları belirleyen isim" olarak anılan Adelson, özellikle Cumhuriyetçi Parti ve Donald Trump ile olan sarsılmaz bağıyla tanınmaktadır. 2024 başkanlık seçimleri sürecinde Trump’ı destekleyen siyasi aksiyon komitelerine (PAC) 100 milyon doları aşan rekor bağışlar yaparak Amerikan siyasi tarihinin en büyük bireysel bağışçısı ünvanını perçinlemiştir. Trump’a olan bu finansal sadakati, 2018 yılında Beyaz Saray’da düzenlenen bir törenle taçlanmış ve Adelson’a ABD’nin sivil bir vatandaşa verebileceği en yüksek onur nişanı olan "Başkanlık Özgürlük Madalyası" takdim edilmiştir. Bu ödül, her ne kadar hayırseverlik ve Amerikan-İsrail ilişkilerine katkı başlığı altında verilmiş olsa da, siyasi çevrelerde paranın dış politika üzerindeki belirleyici gücünün bir sembolü olarak uzun süre tartışma konusu olmuştur.
İsrail üzerindeki nüfuzu ve Netanyahu ile kurulan altın köprü
Miriam Adelson, sadece Amerika’da değil, İsrail siyasetinin de en güçlü sağ kanat figürüdür. Başbakan Binyamin Netanyahu ile olan yakın dostluğu ve sahibi olduğu İsrail’in en yüksek tirajlı gazetesi "Israel Hayom" aracılığıyla, ülkenin siyasi söylemini domine etmektedir. Gazetenin Netanyahu hükümetinin "resmi olmayan sözcüsü" olarak hareket etmesi ve Adelson’un katı Siyonist görüşlerini toplumun geniş kesimlerine yayması, onu İsrail iç politikasının en kilit ismi haline getirmiştir. Batı Şeria’daki yerleşim birimlerinin genişletilmesi ve İsrail’in bölgedeki egemenlik haklarının tam olarak tanınması gibi konularda en büyük finansör olan Adelson, "sadık bir Siyonist" tanımını her fırsatta gururla taşımakta ve bu uğurda milyarlarca dolarını seferber etmektedir.
Dış politikanın mimarı: Kudüs kararı ve ilhak planları
Adelson ailesinin Washington üzerindeki en belirgin ve tarihi etkisi, ABD’nin Tel Aviv büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararında görülmüştür. On yıllardır süregelen Amerikan dış politikasını temelden sarsan bu devrim niteliğindeki adımın arkasındaki ana itici gücün Adelson’un bağış gücü olduğu uluslararası analizlerde sıkça dile getirilmektedir. Miriam Adelson’un nihai hedefinin İsrail’in Batı Şeria üzerindeki egemenliğini uluslararası toplumda tam olarak yasallaştırmak ve bölgeyi ilhak etmek olduğu bilinmektedir. Washington ve Kudüs arasında kurduğu bu "altın köprü", Ortadoğu’nun sınırlarını ve diplomatik dengelerini kalıcı olarak değiştirmiş, Adelson ismini tarihin tozlu raflarından çıkarıp modern jeopolitiğin merkezine oturtmuştur.
Hayırseverlik ve ideolojik mücadele vizyonu
Doktorluk kimliğini bir toplumsal hizmet aracı olarak kullanmaya devam eden Adelson, Las Vegas ve Tel Aviv’de kendi adını taşıyan araştırma ve tedavi klinikleri aracılığıyla uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele etmektedir. Ancak onun hayırseverlik vizyonu sadece sağlıkla sınırlı değildir; Yahudi gençlerin köklerini keşfetmesini sağlayan "Birthright Israel" programına ve Holokost anma merkezi "Yad Vashem"e yüz milyonlarca dolarlık bağışlarda bulunarak Yahudi kimliğinin korunması için bir kalkan oluşturmaktadır. Özellikle Batı dünyasındaki üniversitelerde yükselen Filistin yanlısı hareketleri ve boykot kampanyalarını "yeni nesil Yahudi düşmanlığı" olarak niteleyen Adelson, bu hareketlere karşı kampüslerde ideolojik bir savaş yürüten kuruluşları finanse ederek akademik ve kültürel bir koruma duvarı inşa etmektedir.




