Bilgeliği, Arapça sohbetleri, felsefi tartışmalarıyla bilginleri, hocaları etrafında toplardı. Gece gündüz fikir alışverişi yapardı. Osmanlı eyalet toprağı Cezayir’de doğmuş. Medine ve Mekke’de tercümanlık yapmış. Bosna da ve Osmanlı memuru olarak görev almış. Bin bir Gece masallarını Türkçeye ilk çeviren de oydu.
Bu birikim, Isparta’da onun sohbetlerini daha cazip kıldı. Ancak görev süresi tartışmalı geçti; Burdur’a tayin isteği, bir kısım Medrese görevlileri ile esnafla yaşadığı gerilimler sonunda Alâiye (Alanya) kaymakamlığına gönderilir.
Isparta Vali Kaymakamının Suç ve Ceza Düzeni Biraz Acımasızdı.
Arap Kaymakam Ahmet Nazif Efendi döneminde Isparta’da güvenlik, düzen sağlamak için her gece yatsıdan sonra Isparta sokaklarında Tüfekçibaşı’ nın (Şimdiki Emniyet Müdürü seviyesinde) tertibiyle devriye kolları çıkarılırdı. Zaptiye (Polis ve Jandarma) çavuşlarının idaresindeki bu kollar sabaha kadar iki şehrin sokaklarını dolaşarak sarhoşları, kumarbazları, zamparaları, hırsızları ve uygunsuz davranışlarda bulunanları yakalayıp hapishaneye götürürlerdi. Kadın suçlular ise “İmamevi” denilen kadın hapishanesine konulurdu.
Ertesi gün hazırlanan jurnaller kaymakama sunulur, suçluların cezaları belirlenirdi. Sarhoşlar ve kumarbazlar dayanıklılıklarına göre 15–20 daha da kırk ergen değneğiyle cezalandırılır. Gaz yağıyla çalışan fenerleri yanına almadan gezenlerden para cezası alınır. Değnek cezası için mahkûmlar Dalboyunoğlu (Hamam yanı) Meydanı’na getirilir, Kapı altı dairesi önünde yere serilen hasır üzerine yatırılır. Davulcu Davut davulunu çalmaya devam eder. Fırsat bu fırsat halk toplanır, halk toplanır. Cezalar halk önünde uygulanırdı. Havuzda ıslatılmış kızılcık (ergen) değnekleriyle suçluların tabanına veya kaba etlerine vurulur, ardından salıverilirdi.
1859’un Mart ayında beklenmeyen bir olay olur. Olay, halkın vicdanına kazındığı gibi, Mevlevî dergâhının kiler erzak defterlerine bile işlenerek unutulmaz bir tanıklığa dönüşür. Isparta Debbahhane (Kurtuluş) Mahallesi’nden fakir Ayaz Ali, hiç suçu olmadığı halde ergen değneğine düşer. Arap Kaymakam’ın emriyle Zaptiye Kasım’ın sopasıyla kırk değnek cezasına çarptırılır,
Değneklerin acıyla evine döner. Aç annesi için buğday başaklarını ovup kaynatır, “diri olursa boğazından geçmez” diye düşünür.

Tam tencere kaynarken zaptiyeler kapıyı çalar: Zaptiye Kasım sayı saymayı bilmediği için otuz değnek vurmuştu. Uzaktan izleyen bir izleyici itirazda bulunur. Kalan on değnek için yeniden meydan dayağına götürülür. Dalboyunoğlu Meydanı’nda dayaklara doyar, zor zahmet evine döner dönmesinde de evdeki durum vahimdir..
Zaptiyeler, kaymakamın emriyle Ayvaz Ali’nin evine girer. Arap Kaymakam, onun namaz kılıp kılmadığından şüphelenerek seccade ve tespih aramalarını ister. Oysa evde yalnızca açlıktan dua eden yaşlı bir anne vardır. Soğumaya bırakılmış buğday çorbasının buharı tüterken, annenin “Allah’ım emanetini al artık” sözleriyle ruhunu teslim etmek üzere olduğu anlaşılır.
Ayaz Ali atılan dayaktan güçlükle kelime-i şehadet getirir, annesinin başucunda bir bardak suyu boşuna uzatır. Açlık, yoksulluk, bir annenin son nefesine eşlik eder.
Arap Ahmet Nazif Efendi’nin sohbetleri, sopaların gölgesinde halkı düşündürürken; Ayaz Ali’nin aç annesi vicdanın sesini haykırıyordu. Bir kaymakam, bir bilgin olarak Isparta’da adaletin yanında kültürün de bekçiliğini üstlenmişti. Ancak gerçek adalet, değnek sayısında değil; bir lokma ekmeğin paylaşılmasında gizlidir. Bunu henüz kavrayamamış olmalı ki gariban halktan hayli uzak görünüyordu. Vatandaşının yanında olmayan bir yöneticinin, âlimin duruşu tartışılmaz mıydı?
Bin bir Gece’den Isparta sokaklarına uzanan Nazif Efendi’nin sesi yankılanırken, Ayaz Ali’nin sessiz çığlığı tarihin vicdanına kazındı. Bir yönetici veya âlim sorumlu olduğu insanının açlığıyla yoksulluğuyla ilgilenmiyorsa; âlim görüntüsü ne işe yarar?
Ahmet Nazif Efendi, bilgelik, felsefi sohbetleriyle Isparta’da kültürel hayatı canlandırdı diyebilir miyiz, diyemez miyiz? Desek te neye yarar; vatandaşı açlıktan ölüyorsa…
Ancak onun döneminde yaşanan Ayaz Ali’nin hikâyesi, tarihin vicdanına kazındı: suçsuz yere ergen değneğine düşen, aç annesi için buğday kaynatırken yeniden meydan dayağına götürülen Ayaz Ali… Annesinin son nefesinde ettiği dua, sopaların gölgesinde vicdanın sesini haykırdı.
Gerçek yakınlık, sopaların gölgesinde değil; aç bir annenin duasında, bir evladın sabrında ve vicdanın sessiz çığlığında gizli olduğunu inanıyorum.
Çünkü Allah’a en yakın olan, yöneticilerin sopasıyla değil, merhametin, fedakârlığın sessiz duasıyla, çaresizin yanında olabilmekle olur. Tarih, sopaların izini değil, aç bir annenin gözyaşını, evladının sabrını hatırladığında gerçek adaletin nerede olduğunu bize öğretmektedir.. Gerçek dindar, gerçek devlet adamı böyle anlaşılmaz mı?
1959’larda bu olay, Isparta’nın medrese ve cami kürsülerinde de yankı bulur. Germiyan Mahallesi’ndeki Miski Zade Okulu hocalarından Hafız Mehmed Efendi, tüm medreselerde “Bu hazin olayı tartışalım, ibret alalım” diye vaaz verir.
Ancak Hasan Efendi Medresesi’nin söz sahibi hocalarından Kara Ağılı Molla Emin, karşı vaazında “İstişareye fikirler kapalıdır” diyerek tartışmayı kapatır. Böylece mesele halkın vicdanında açık kalsa da, resmi kürsülerde kapanmış oldu.
Olay din adamlarınca tartışılmaya izin verilmeyişindendir ki: Sancak Isparta’sında atlar yine oynatılmaya, sopalar yine sallanmaya devam eder. Ta ki Cumhuriyet kuruluncaya kadar… Cumhuriyetle birlikte halkın sesi, sopaların gölgesinden çıkıp özgürlük meydanlarına taşınır.
Bugün Isparta’da çaresizlerin yanında duran, halkın derdini kendi derdi bilen Başkan Şükrü Başdeğirmen ve eşi Şadiye Hanımefendi’nin reklamsız fedakârlıkları, tarihin vicdanında bir mühür gibi kalacaktır. Çünkü gerçek hizmet, Sav taşı binalar ya da makam odalarında değil; yanan bir evin küllerinde, aç bir annenin duasında, engelli bir çocuğun gözlerindeki umut ışığında yazılır.
Bu duruş, yalnızca bir belediye başkanının değil; bir Isparta şehrinin vicdanının da yükselişidir. İnşallah bu örnek, diğer Ispartalı varlıklı iş insanlarımız için de bir çağrı olur: Merhametin, paylaşmanın izinden yürüyenler, tarihe adaletin gerçek sahipleri olarak geçerler. Allah’a da yaklaşmanın yöntemi de budur diyorum. Araşt: Bayram AYGÜN-2026-Isparta
!





