CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın malum kaset olayından sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve MİT gibi kurumlara ‘sorumlusunun bulunması’, ‘kasetin yayından kaldırılması’ gibi talimat verdiğini duyduğumda sevinmiştim. Çünkü, bir ülkenin Başbakanı, rakibi bile olsa bir insanın mahremiyeti üzerinden siyaset yapmamalıydı.
Ancak, Başbakan Erdoğan yine bizi şaşırtmadı ve centilmenliği 72 saatten fazla sürmedi. Başbakan ilk önce, istifa ettikten sonra, evine, eşine koşan Baykal’a, “Eşini aldatan masum olmaz” gibi bir şey söyledi. Sonra ise, “Biz Anayasa değişikliği yaparken, o başka işler peşindeymiş” gibi, bizzat karakterine uygun bir cümle kurdu.
Ve, fakat, ancak, bilakis!!!
Deniz Baykal’ın, daha doğru olduğu bile ispat edilememiş bir kaseti üzerinden siyaset yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör örgütüne düzenlediği operasyonları protesto etmek ve teröristlere canlı kalkan olmak için Diyarbakır’da toplanan sürüye konuşan BDP’nin Bitlis Milletvekili’nin, “Bu politikalar sürerse Kürt halkı yemin ediyorum sadece gerilla mücadelesiyle kalmayacak yaşamı cehenneme çevirecek" saçmalamalarına, BDP Diyarbakır İl Başkanı olan (!) kişinin, “Kürtler eski Kürtler değil. Diz çöktürmeye çalıştığınız bu halkın önünde diz çökeceğiniz günler yakındır" türü konuşmaları ile ilgili bir tek kelime ETMEDİ.
Deniz Baykal’ın ‘yatak odası’ ile bu kadar yakından ilgilenen zat-ı muhteremin, BDP’lilerin bu tehditlerine karşı neden söyleyecek bir sözü yok acaba? Yine nereyi açıyoruz?