Yakın geçmişe kadar WhatsApp yazışmaları, SMS kayıtları, ekran görüntüleri ve güvenlik kamerası videoları gibi deliller davanın seyrini belirleyen en güçlü ispat araçları arasında yer alırken; günümüzde bu verilerin güvenilirliği, yapay zeka teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte ağır tehdit altındadır.
Bu tehditler henüz tam anlamıyla yaygınlaşmamış olsa da yakın bir gelecekte, yapay zeka araçları ile deliller üzerinde oynanarak gerçekte var olmayan kanıtlar üretilmesi ve bunların mahkemelere sunulması kaçınılmazdır. Bu suretle yargılamalar etkilenmeye çalışılacak ve vatandaşlar telafisi güç mağduriyetler yaşayabilecektir.
Her ne kadar bir verinin yapay zeka ile üretilip üretilmediğinin tespitine ilişkin karşı araçlar geliştirilse de "makine öğrenmesi" dediğimiz bu sistem giderek gelişmekte; her geçen gün daha kusursuz ve ayırt edilemeyen sonuçlar ortaya koymaktadır. Bu durum, yakın gelecekte hukuk dünyasındaki gerçeklik algımızın tamamen kaybolmasına sebebiyet verecektir.
Dijital Delillerin Manipülasyonu
Günümüzde yapay zeka algoritmaları, sadece birkaç saniyelik bir ses kaydını veya sosyal medyadan alınmış tek bir fotoğrafı kullanarak, gerçeğinden ayırt edilmesi imkansız "sahte gerçeklikler" üretebilmektedir. Deepfake adı verilen bu teknoloji, hedef kişinin yüz hatlarını, mimiklerini ve ses tonunu analiz ederek; bu verileri başka bir görüntü veya ses üzerine kusursuz bir şekilde giydirmektedir. Bu durum, bireylerin kendi dijital verilerinin kendilerine karşı bir silah olarak kullanılmasına yol açmaktadır.
Uygulamada birden fazla şekilde karşımıza çıkan bu suç tipinin en yaygın örnekleri şunlardır:
Montaj Video ile Şantaj: Bir kişinin sosyal medya profilinden alınan fotoğrafı, yapay zeka ile +18 içerikli bir videoya monte edilmektedir. Kötü niyetli kişiler, bu sahte videoyu mağdura göndererek; belirli bir meblağın ödenmemesi durumunda videoyu kişinin ailesine, iş arkadaşlarına veya tüm sosyal çevresine yaymakla tehdit etmektedir.
Ses Taklidiyle Dolandırıcılık ve Şantaj: Bu yeni nesil suç yöntemi, literatürde "Vishing" (Voice Phishing - Sesli Olta Atma) olarak adlandırılmakta olup, sosyal mühendislik ile teknolojinin birleştiği bir dolandırıcılık türüdür. Bu sistemde kişinin sosyal medyada paylaştığı videolardan alınan ses örnekleri yapay zeka ile kopyalanmakta; ardından mağdurun ailesi aranarak kişinin tehlikede olduğu veya paraya ihtiyacı olduğu yönünde "kendi sesiyle" yardım istenmektedir.
Bu sistem sadece kişisel ilişkileri hedef almakla sınırlı kalmayıp, kişilerle bizzat iletişime geçilmesine de dayanmaktadır. 0850’li ve benzeri hatlar üzerinden gerçekleştirilen aramalarla kişilerin konuşturulması ve özellikle “evet” kelimesinin söyletilmesi; bu ses verisinin bankacılık sistemlerindeki sesli onay mekanizmalarında kullanılmasına ve vatandaşların dolandırılmasına sebebiyet vermektedir
Sahte "Görüntülü Arama" Kayıtları: Mağdurla yapılan sıradan bir görüntülü görüşme kaydedilmekte, ardından yapay zeka ile bu görüşmedeki ortam ve kıyafetler değiştirilerek mağdur ahlaki açıdan zor durumda bırakılacak bir kurgunun içine hapsedilmektedir. Sonrasında bu değiştirilen görüntülerin yayılacağı gerekçesi ile mağdur şantaja uğratılmaktadır.
Sosyal Medyadaki Dijital Ayak İzleri
Sosyal medyada paylaşılan içerikler, sadece anlık birer görsel değil, aynı zamanda kişiyi her yönüyle ele veren bir veri madeni niteliği taşımaktadır. Paylaşılan fotoğrafların arka planındaki detaylar veya konum etiketleri, kişinin günlük rutinlerini ve o an nerede olduğunu deşifre ederek fiziksel güvenlik riskleri oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra doğum tarihi, mezun olunan okul veya aile fertlerinin isimleri gibi kişisel detaylar; yapay zeka tabanlı sosyal mühendislik saldırılarıyla banka şifrelerinin ele geçirilmesine sebebiyet vermektedir.
Yapay zekanın ileride neden olabileceği olumsuz durumlardan korunmak için bir takım güvenlik önlemleri almak gerekmektedir. Bu doğrultuda, sosyal medya gizlilik ayarlarını sıkı tutarak paylaşımları sadece tanıdıklarla sınırlamak en etkili korunma yoludur; çünkü yabancılarla paylaşılan bilgilerin kimler tarafından, ne amaçla kullanılacağını kestirmek imkansıza yakındır.
Ayrıca, dijital ortamda karşılaşılan her görüntünün veya ses kaydının sahte olabileceği unutulmamalıdır. Sonuç olarak teknoloji hızla gelişirken, hukuk sisteminin de bu yeni yöntemlere karşı koruyucu önlemler alması şarttır. Kişilerin, internette paylaştıkları her bilginin bir gün kendilerine karşı kötü niyetle kullanılabileceğini bilerek hareket etmesi, dijital güvenliğin en temel kuralıdır.





