Ülkeyi on yıl boyunca mutlak bir otoriteyle yöneten bu üç ismin (Üç Paşalar Meclisi) bir gecede ortadan kaybolması, çöken imparatorluğun başkentinde şok etkisi yaratmıştır. Dönemin keskin dilli hiciv ustası ve gazetecisi Refik Halid Karay, bu tarihi kaçışın hemen ardından kaleme aldığı ve Türk basın tarihine geçen efsanevi "Efendiler Nereye!" başlıklı başyazısıyla, İttihatçı liderlerin gidişini ve geride bıraktıkları yıkımı en sert ve çarpıcı ifadelerle tarihe not düşmüştür.
Enver, Talat ve Cemal Paşaları Bir Gecede İstanbul'dan Kaçmaya Zorlayan Siyasi ve Hukuki Nedenler Nelerdi?
Üç Paşalar olarak bilinen Enver, Talat ve Cemal Paşaların İstanbul'u terk etmelerinin en birincil ve kaçınılmaz nedeni, 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı'nın İtilaf Devletleri'ne teslim olmasıdır. Savaş süresince alınan radikal kararlar, Sarıkamış'tan Kanal Cephesi'ne kadar uzanan askeri felaketler ve Ermeni tehciri gibi olayların doğrudan sorumlusu olarak görülen bu liderler, işgal güçlerinin ve özellikle İngiltere'nin "bir numaralı savaş suçlusu" listesindeydi. İstanbul'un fiilen işgal edilmesiyle birlikte tutuklanıp Malta'ya sürgün edilmek, hatta yeni kurulan nâzırlar heyeti tarafından Divan-ı Harb-i Örfi'de yargılanıp idam edilmek onlar için kesin bir son haline gelmişti. Kendilerini bekleyen bu trajik infaz veya esaret zincirinden kurtulmak isteyen paşalar, mücadelelerini sınır ötesinde, gerek Avrupa'da gerekse Orta Asya'da farklı boyutlarda devam ettirebilmek amacıyla Teşkilat-ı Mahsusa'nın gizli operasyonuyla ülkeden ayrılmayı tek çare olarak görmüşlerdir.
İttihatçı Liderlerin Alman Gemisiyle Gerçekleştirdiği Gizli Tahliye Operasyonu Nasıl Planlandı?
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin bu en üst düzey üç liderinin ve beraberindeki kilit kadronun İstanbul'dan çıkışı, sivil bir kaçıştan ziyade askeri ve istihbari bir tahliye operasyonuydu. 2 Kasım'ı 3 Kasım 1918'e bağlayan zifiri karanlık gecede, İttihatçıların güvendiği isimler ve Alman askeri yetkililerinin koordinasyonuyla liderler, Tarabya açıklarında bekleyen bir Alman torpido botuna (U-boat veya R-01 gemisi) gizlice bindirilmişlerdir. İstanbul Boğazı'nın işgal donanması tarafından denetlenen riskli sularından sıyrılarak Karadeniz'e açılan gemi, paşaları güvenli bir liman olan Kırım'ın Sivastopol şehrine ulaştırmıştır. Buradan sahte kimlikler, pasaportlar ve kılık değiştirmeler vasıtasıyla Berlin'e geçen Enver, Talat ve Cemal Paşalar, arkalarında derin bir yönetim boşluğu ve büyük bir toplumsal öfke bırakmışlardır. Bu gizli yolculuk, Osmanlı'nın on yılına damga vuran bir devrin resmen ve fiilen kapandığının en somut ilanı olmuştur.
Refik Halid Karay'ın Tarihe Geçen "Efendiler Nereye!" Başyazısı Hangi Toplumsal Öfkeyi Haykırıyordu?
Paşaların kaçışının hemen ardından, 5 Kasım 1918'de Zaman gazetesinde yayımlanan Refik Halid Karay'ın "Efendiler Nereye!" başlıklı makalesi, çöken bir imparatorluğun ve kandırılmış hisseden bir halkın adeta ortak çığlığı ve iddianamesi niteliğindedir. Refik Halid, satırlarında "Uzaklarda, çok uzaklarda, unsurları birbirine düşüren, memleketi körü körüne savaşa sokan o liderler şimdi kaçıyorlar" diyerek, ülkeyi bir kumar masasında tüketip giden İttihatçı yönetimi acımasızca eleştirmiştir. Yazıdaki "Vatandaşı ekmeksiz, devleti kaynaksız bıraktınız; sarayları boşaltıp, ocakları söndürüp şimdi nereye gidiyorsunuz efendiler?" tarzındaki sarsıcı ifadeler, sadece kaçan paşaları değil, onların arkasında bıraktığı yetimleri, dul kadınları, açlığı ve yoksulluğu iktidarın yüzüne çarpmaktadır. Bu metin, Türk edebiyatı ve gazeteciliğinde hiciv ile siyasi eleştirinin zirve noktası olarak kabul edilirken, kaçışın sivil toplum ve aydınlar gözündeki faturasını en çıplak haliyle günümüze taşımaktadır.




