“Kaybedecek bir şeyiniz var mı? Kaybedecek bir aşkınız var mı? Ancak edinirseniz kaybedebilirsiniz. Ancak edinirseniz kaybetmekten korkabilirsiniz. Bu mu hayatınız? Ölmekten korktuğunuz için yaşamadığınız. Bu mu? Bir gün giderse diye sevmediğiniz. Çelişik görünüyor biliyorum. Ama sır da burada. Anneler de ancak bir ölümlüyü doğurabiliyor ve büyütebiliyor. Sevindiğimiz o başlangıçlar, ancak ‘bitme’leri olanlar. Aşklar ölümsüz olabilir ama ölümsüzler aşık olamaz. Bitmesinden, gitmesinden korkmadığınız neye tutkuyla sarılabilirsiniz?
Bitmesinden, gitmesinden korkacak denli neyi doğurdunuz? Neyi büyüttünüz onu kaybetmekten korkacak denli? Yoksa kaybına aşılı olduğunuz küçük şeylerle mi oyalandınız ondan ona, oradan buraya sıçrayarak? Çoklukta büyüdüğünüzü mü zannettiniz? Teklikte derinlere ve zirveye dokunmayı göze aldınız mı?
Aşkı istediğinize emin misiniz?
Ben ona dedim ki: “Senin 'için' benim için.” İçinde ölebileyim, içim o olmayınca ölebilsin diye. Onu en korkan yerime diktim, deliler gibi sevebileyim diye.”
CEM MUMCU
Cem Mumcu’nun bir yazısından alıntı yaptığım bir bölümle başladım bugün ki yazıma. Bugün sahip olduklarımız, kaybetme korkusuyla sahip olamadıklarımız ve genel olarak sahip olma, ait olma ve sahiplenme üzerine yazmak istiyorum.Eflatun; önemli olan hayatta –en çok şeye sahip olmak- değil –en az şeye ihtiyaç duymak-‘tır diye söylese de , biz insanlar yine de sahip olduklarımızla övünerek, sahip olamadıklarımız için savaşarak ve asla sahip olamayacaklarımız için üzülerek hayatımızı geçiririz. Bu nasıl bir mülksüzlük duygusudur bilinmez ama sürekli ister, asla elimizdekilerle yetinmeyiz Yine bir taraftan sahip olurken bir tarafta da kaybetmekten korkup sahip olmadıklarımız ve sahip olsakta kısa bir anı yakalayıp asla sahip çıkamadıklarımız.Ruhu olan ete kemiğe bürünmüş birine onu esaret altına almadan sahip olmak diye bir şey var mı acaba. Veya bir olup elele verip bir sevgi, bir aşk, bir dostluk oluşturup o duyguya sahip çıkmak diye bir şey var mı? Ve o duyguyu koruyamamak, kaybetmek. Bütün mesele kendi oluşturduğumuz bir duyguyu yine kendi ellerimizle yok etmekte ve kaybetmekte mi?
Çok iç içe girmiş bazı kavramlar var. Kim kime sahip, kim neyi gerçekte seviyor, kaybetmemek için sahip olamama, kaybedince değerini anlama, sevgisini belli edememe, yeterince sevememe, ait olma duygusu, çok sevdiği için vazgeçme…..Biriyle karşı karşıya geldiğimizde onu sevmek için veya şöyle söyleyeyim onu severken olağan hayatımıza bir zarar gelmesin, her şey eskisi gibi devam etsin diye geliştirdiğimiz bir sürü seçenek var. Bu kadar seçeneğin içinde hayatı kolaylaştırmak dururken hayat daha da zor bir duruma bürünmüşken bir şeye ait olmak- bir şeyin sahibi olmak- kendimize bir şey katmak pekte mümkün olmasa gerek..Çünkü eninde sonunda ya sahip olduğumuzu kaybederiz, yada ona sahipliğimiz devam etsin diye başka bir kaybı göze alırız.Belki de en güzeli kimseyi kayıp- kazanç diye görmeden, hiçbir müeyyideye bağlamadan kuralsız,şartsız,edinimsiz sevebilmek. Kendine sahip olabilmek, kendi kendine yetebilmek, sevdiklerimizi sahiplik düzeyinde değil hayata eşlik etmek seviyesinde görebilmek.
Bizim sahipliklerimizde, sahip olma isteğimizde gelip geçici.Heveskarca yaptığımız davranışların bir uzantısı. Bize sahip bir yaradan var, onun dışındakileri geçici kılan yine o. Ona aitliğimiz beraberinde onun kulluğuna yakışır bir şekilde yaşamayı ve edinimleri bize yüklüyor.Ne diyeyim, Allah utandırmasın. Sevgiyle.