Sancak Isparta’sının sokaklarını ve caddelerini aydınlatan fenerlerin yakılması, yağlarının tazelenmesi, fitillerinin yenilenmesi ve tüm arızaların giderilmesi ondan sorulurdu.
Bir Kandil Sabahı Büyük Hazırlık
Şavkçı İzzet, 7 Mayıs 1918 sabahı her zamanki gibi ezan vaktinden önce uyandı. Bugünün ayrı bir önemi vardı; mübarek Miraç Kandili’ ydi. Müezzin Kör Salih, ezan okumak için minareye çıkarken İzzet de evinin yakınındaki Hızırbey Camii’ne vardı. Henüz gün ağarmadan iki feneri (Sabah Namazı İçin) yakarak cemaatin cami yolunu aydınlattı.
O dönemde Isparta Kadılığı önemli bir karar almıştı: Camilerde, tekkelerde, sohbet evlerinde, sokak fenerlerinde artık kötü koku yayan iç yağları veya kalitesiz bitkisel yağlar (Domuz yağı) kullanılmayacaktı. Belediye Başkanı Süldürzade Nadir Efendi, ortağı Alaylıoğlu Osman Efendi, sorunu çözmek için Mısır’dan fıçılarla balina yağı getirtmeye başlamıştı. Hacılarlı Yörüklerin otuz kadar devesi, Alanya Limanı’ndan bu fıçıları durmaksızın şehre taşıyor; yağlar İmam Hasan Sokak’taki Nafia (Bayındırlık) deposuna istifleniyordu.

Hoşgörü ve Işığın Birliği
Şavkçı İzzet ve yardımcıları —Ermeni cemaatinden Betrosoğlu İlye ile Rum cemaatinden Topaloğlu Yorgi— yağ ibriklerini depodan doldurup yola koyuldular. Şehirde tatlı bir telaş vardı; herkes Miraç Kandil’inin nurlu ışığı altında duasını edebilsin diye İzzet’in omuzlarında büyük bir sorumluluk duruyordu.
Üstelik bu kandil, sadece Müslümanlar için değil, tüm Isparta için özeldi. Isparta Metropoliti (Başpapaz) Yerasimos Çenelidis, bir kardeşlik nişanesi olarak Miraç Kandili gecesi Aya Baniye (Meryem Ana Koku Kilisesi) Kilisesi’nde Ortodoks (Rum ve Acem Ermenileri) Ispartalıların da Müslüman dostlarıyla birlikte dua edebileceği kararını almıştı. Bu hoşgörü mesajı; Karaağaç Yusuf Ağa, Cami-i Atik ve Mimar Sinan camilerindeki din görevlileri ile hatipler tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştı.
Acı Haber ve Direnişin Işığı
Işıkçı İzzet, kandil hazırlıklarını sürdürürken aklına bir düşünce düştü. Yardımcılarına işleri devredip hızlıca bugünkü Isparta Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü arkasında bulunan vilayet ahırına koştu. Amacı, Sancak Postacısı Tatar Kasım’dan İstanbul’daki son gelişmeleri öğrenmekti. Tatar Kasım, atlarının bakımını bitirmiş, yüzünde derin bir kederle ahırdan çıkıyordu. İzzet sordu: "Hayrola Kasım, bu ne hal?"

Kasım, sesi titreyerek cevap verdi: “Ege’de Mondros adlı bir adada Osmanlı savaştan çekilmek zorunda kalmış İzzet... Düşman devletler Anadolu’yu (Isparta’mızı) elimizden almak istiyorlarmış.”
Şavkçı İzzet adeta başından aşağı kaynar sular dökülmüşe döndü. Bir yanda Miraç Kandili’ nin manevi huzuru, kardeşlik havası, diğer yanda vatanın işgal tehlikesi... Ancak İzzet metanetini bozmadı. Bu acı haberi kimseye söyleyip dualarla dolu halkın Allah’a yaklaşma (bayram) havasını bozmak istemedi, aksine içinde büyük bir direnç hissetti. Hemen yardımcılarına talimat verdi: "Depoda ne kadar yedek kandil ve fener varsa çıkarın! Çay boyundan İğneci (Kurtuluş) Mahallesi’ne kadar her kapının önünü, her esnafın camını aydınlatın! "(Isparta Kurtuluş mahallesinin ismi Işıkçı İzzet’in vasiyetiyle konmuştur)
Işığın İmanla, Vatanın Aşkla Buluştuğu Gece
Şavkçı İzzet’in o geceki asıl gayesi, sadece sokakları fenerlerle donatmak değil; Tatar Kasım’ın getirdiği o karanlık haberle sarsılan ruhlara birer kandil asmaktı. O, vatanın tehlikede olduğu haberini Miraç Kandil’inin kutsiyetine sarmalayıp, bir hüzne değil, sönmeyecek bir azme dönüştürmeyi seçti. Isparta halkı o gece fenerlerin ışığında saf tutarken, aslında sadece cami yollarını değil, istikbalin karanlık tünellerini de aydınlatıyordu.
İzzet’in zihninde yankılanan Nur Suresi 35. Ayet, artık sadece bir kelam değil, adeta ete kemiğe bürünmüş bir savunma hattıydı. İslam medeniyetinde ışık, sadece karanlığı kovmak için değil, hakikati görmek için yakılırdı. Şavkçı İzzet, Ispartalıların gönlüne bu ayeti adeta bir mühür gibi kazırken; o muazzam aydınlığın içinde şu mesajı fısıldıyordu: "Allah’ın nuruyla aydınlanan bir yürek, esaretin karanlığına asla boyun eğmez."
Görülmemiş bir parlaklıkla ışıldayan o kandil gecesinde, ibadetler vatan sevgisiyle harmanlandı. Şavkçı İzzet, ışığın, imanın o sarsılmaz bütünlüğünde, Isparta’nın kalbine koskocaman bir vatan aşkını "ışıkla" işlemeyi başarmıştı. O gece Isparta’da sadece kandiller değil, Milli Mücadele’nin sönmeyecek ilk meşaleleri de yanmıştı.
Büyük Kurtarıcı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün: “Geldikleri gibi giderler” sözlerinden Ispartalılar cesaret bulurlar! (Son Mevlevi Dedesi Ali Dede Efendi’nin (Aksu) Mevlevi (Ahi Kasap) Kiler defterinden. Araştırma: Bayram AYGÜN-E. Öğretmen – 2026, Isparta






