Manav, yaşanan durumları madde made sıralayarak şu ifadeleri kullandı; "ISPARTA KÖYLERİ CAN ÇEKİŞİYOR!

Tarihte Türkler daha yeni dönemlere kadar kırsal bölgelerde, köyler de yaşadılar. Atalarımız göçebe Bozkır kültürüyle yaşadılar. Doğayla, tabiatla, hayvanlarla, tarımla iç içe ama her safhada tabiatı koruyarak yaşadılar.

Isparta'ya Kuvvetli Gök Gürültülü Sağanak Yağış Isparta'ya Kuvvetli Gök Gürültülü Sağanak Yağış

Hayvanlara, çevreye, ormanlara zarar vermeden yaşadılar. Bu sayede denge korunmuş ve yıllarca doğal bir yaşam sürmüşlerdir.

Osmanlı’da tersane ve iskelelere uzak olan belli nitelikteki ağaçları bulundurmayan ormanlar halkın halkın havayic-i zaruriyesine (zorunlu ihtiyaçları için) ayrılırdı.

Bir diğer tür de olan koruluk ve ormanlık alanlar ise çevresindeki köylülerin sorumlu olduğu alanlardı.

Mesela Eğirdir’in Pazarköy’de bir ormanlık varsa, oranın sorumluluğu, korunması o köy halkına verilirdi. Bu ormanlık alanda ağaçların yetiştirilmesi, korunması bu köylülerdeydi. Bu alanların ahali-i kuraya merbut ormanlar adıyla belgelerde adı sıkça geçer.

Köylü milletin efendisidir!

Bir zamanlar kendilerine emanet edilen bu ormanlıklar günümüzde köylüye danışılmaksızın, belli işletmelere veriliyor. Belli tesisler kuruluyor ve orman, doğa, ekolojik hayat büyük zarar görüyor. Bunun zararını şimdiden çekmeye başladığımız gibi önümüzdeki yarım asırda kurtarma planlarıyla bu hatalardan dönmek için projeler hazırlanmış olacak. Ancak iş işten geçmiş olacaktır.

Engel olunmaz ise aşağıdaki sorunlarla artık köylerimiz yok olacak.

- Yeraltı ve yüzey sularımız kirlendi yok olmak üzere.

- Bölgemizde heyelan tehlikesi oluştu.

- Havadaki toz ile bitkiler yetişemez oldu, kurumaya başladı.

- Ekolojik denge büyük oranda tahrip oldu.

- Bitkilerle beslenen hayvanlar beslenemez oldu.

- Kanser başta olmak üzere hastalıklarda ciddi artışlar meydana geldi.

- İçme suyu kalitesi yüksek oranda bozuldu.

- Taş ocaklarından kalkan tozlar 2,5 mikrondan minik parçalarla akciğerlere giriyor.

- Bitkiler fotosentez yapamıyor, büyüyemiyor.

- Flora yok ediliyor.

- Bir mermer atığı %50 kalsiyum oksit, yüzde doksan beş kalsiyum karbonattan oluşuyor ve dere yatağına bırakıldığında balıklar başta olmak üzere su da canlı yaşamasına izin vermiyor.

- Ormanlarda alan bölünmesi meydana geliyor ve doğa hayvanları geçiş yapamıyor.

- Atıklardaki karbonik asit, asit yağmuru etkisi yapıyor.

Hani o benim köyüm, ata ocağım dediğimiz topraklar da o hava olmayacak, o billur gibi akan sular, dereler olmayacak. O balıklar yaşamayacak.

Tam da bu günlerde Köyleri Kalkındırma Projeleri olması gerekirken maalesef durum hiç de iç açısı değildir.

Daha yoluna asfalt değmemiş köylerimiz de bugün siyaset yüzünden hemşehrilerimiz birbirlerine küs olmuş durumda.

Bugün köylerimiz can çekişiyorsa bunun sebebi köylerde hayvancılığın, tarımın yapılamayışı değil mi?

Köylerden göçün en büyük sebebi işsizlik ve ekonomik sebepler değil mi?

Köylerde sadece yaşlılarımız kaldı, anılarda yaşattığımız, emekli olunca baba evini restore ettirip, tarlaya ev kurma hayalleri kurdurttular.

Ama artık hayallerde kalacak bunlar. Çünkü önce köylüyü göç ettirdiler, şimdi de köyleri yok ediyorlar.

Sanayiniz, endüstriniz kurtarmadı ve ormanlarımıza, doğamıza göz diktiler.

Zamanında dağın zirvelerini bile diken atalarımız varken, şuanda dönümlerce tarla verese kalmış ne eken var ne de diken.

Ve korkarım durum yarım asırda çok sayıda köyü tarihten silecek, sularımızı ve göletlerimizi kurutacaktır.

Sırf siyasi kariyer ve menfaatleri uğruna sessiz kalanlar yok mu?

Tarih sizi unutmayacak!

Bekir MANAV 18.02.20224" ifadelerini kullandı.