Kıs_ka_nan_lar Çatlasın!..

 

Bu yazımda sizlere toplumun en tehlikeli salgın hastalığı kıskançlıktan bahsetmek istiyorum. Çoğumuz için kıskançlık, içimizde, nefesimizde hissettiğimiz bir duygudur. O anı yaşayanlar bilir, insan sanki kilometrelerce koşmuş gibidir. Bazı insanlar da "derinliklere" dalar gider. Bir başkası karşısındakini didikler. Sinir küpüne dönerler, hatta şiddete başvuranlar bile vardır... Ya da taklit etmeye kalkarlar… Varsayalım ki, aşırı kıskançlık duymaya başladınız... Bir an düşünüp bu duygunun nereden geldiğini, daha önce aynı şeyleri ne zaman hissettiğinizi bulmaya çalışmanız gerekiyor.  Hafızanızı şöyle bir karıştırın; kim istemez ulaşılmak olmak ya da bir ilki gerçekleştirmek… Ya da bir dergi! Çıkarmaya kalkmak ve taklit etmek…



Evet; Özgüven bir silahtır…

Başta da söylediğim gibi özgüven doğru kullanıldığında bir silah gibidir. Ama ateşlendiğinde kan akıtmaz… taklitlerini ya da taklit edenleri derinden yaralar… Ulaşılmaz olmaktan bahsetmiştim. Hatırlarsınız ki Parantez Dergisini…Evet; bir masanın üzerinden kaldırılmayan bir dergi sanırım takdiriniz olur ki; başarılı bir çalışmanın ürünüdür… Ve taklit edilmeyi beklemektedir. Ne mi yapmalı? Tabiî ki taklit edilmeli ya da boy boy “Taklitlerinden Kaçının” diye gazetelere reklam yapılmalı. Biz doğru yoldaydık ve doğru bir iş yapıyorduk.. Bunu görmek ve duymak tüm parantez ailesini mutlu etmişti bir zamanlar..Teşekkürler Tokoğlu Ofset.. Bunun da böyle bilinmesini isterim…Şimdi ne mi olacak….Elbette; Gün gelecek Haber32’de taklit edilecek…J

 

Sonuç olarak;

Kendinize haksızlık etmeyin. Kıskanıp kendinizi derinden yaralamayın. Sizde üretin bizim gibi mutlu olmayı deneyin. Sevgili büyüklerim! Aynanın karşısına geçip iç çekmeyin. Unutmayın; ayna da kendinizi nasıl görüyorsanız, toplum da sizi öyle görüyor…

 

Kıskançsız ve mutlu bir yaşam diliyorum…Saygılarımla…

 

 

*          *          *          *

 

 

GÜNÜN SÖZÜ

Cahil kimselerin yanında kitap gibi sessiz ol…

 

 

*          *          *          *

 

 

BİRAZ DA GÜLELİM J

 

Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir:

-"Getir bakayım şu karneyi!"

-"Al baba..."

Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf.

-"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!"

-"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..."