Korku, yaşam tarzımızı belirliyor, ne kadar risk alma cesaretimiz var ise o kadar var olabiliyoruz. İnsanoğlu nelerden vazgeçiyor korkularından dolayı. Sevmekten korkarız sevilmeme endişesiyle, Yeni işe başlamaktan korkarız başaramama endişesiyle, konuşmaktan korkarız alay ediliriz endişesiyle, hep bir korku vardır.
Korkuların iyi taraflarıda var tabii..
Kaybetmekten korkarız, kaybetmemek için sahip çıkarız. Başarısızlıktan korkarız, başarmak için son gücümüzle çalışırız. Ama ne olursa olsun ümidimizi kaybettik mi, korkuların esiri oluruz işte. Hayatımızda korkularımız kadar ümitlerimizde olmalı.
Her canlı, birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınır. İnsan bilincinde bu kaçınma, korku olarak algılanmaktadır. Korku bu haliyle, kişinin varlığını, yaşamını sürdürmesine hizmet eden savunma sistemlerinin bir ön-uyarı mekanizmasıdır ve yaşamın sürdürülebilmesi için gereklidir.
Korkularımıza teslim olduğumuz zaman, istem dışı bir kuvvetin bizi yönlendirdiği hissine kapılırız. Sürekli kontrol altında olduğumuzu hissederiz. Ama korkularımızın uyarıcı mekanizma olduğunu bildiğimiz zaman daha rahat olacağızdır. İnsan vücudu öyle mükemmel dizayn edilmiş ki, örneğin, paten yapıyorsunuz, düşme korkusu sardı içinizi, hemen beyine talimat gidiyor düşeceğim diye, ve planlı düşmek istemeseniz bile, beyne giden komut yerine geliyor, dikkat düşme tehlikesi diye ve düşüyorsunuz.
Korkularımızı bile doğru kullandığımız zaman faydalarını görmemiz kaçınılmaz, korkulara teslimiyet ise daha büyük korkuların doğmasına davetiye
Korkularımız fobilere de dönüşebilir
.
O zaman bunlarla yaşamak zorunda kalırız. Her zaman söylediğim gibi bakış açısı çok önemlidir. Bakış açısıyla bir çok kişinin bildiği bir hikaye ile yazıma son vermek istiyorum.
Zengin bir zat, zengin olmasına rağmen huzuru bulamamış ve mutlu yaşamanın sırrını ve varlığının sebebini öğrenmek istiyormuş,
Bunun için bütün bilgeleri dolaşmış ve tatmin olmamış aldığı cevaplardan. Uzun yıllar sonra bir bilge daha tavsiye etmişler verirse ancak bu cevap verebilir senin soruna demişler. Bu zat gitmiş bilge ye ve sormuş ben neden varım demiş. Bilge kişi zatın eline ağzına kadar silme su dolu bardağı vermiş ve şu bahçenin çitlerini görüyor musun, bu çitlerin etrafını bu suyu dökmeden dolaş gel soruna cevap vereyim demiş. Adamcağız pür dikkat bardaktaki suyu dökmeden çitin etrafını dolaşmış, bardağı bilgeye teslim etmiş. Bilge sormuş ne gördün? Adamcağız ne göreyim bardağa bakacağım diye etrafa bakamadım ki demiş. Bilge bardağı tekrar eline vermiş ve bu sefer etrafında gördüklerini de anlatacaksın demiş. Adam almış bardağı eline dolaşmış çitin etrafında ama bahçe o kadar güzelmiş ki, hayran kalmış bahçeye, tekrar bilgenin yanına gelmiş bardağı bilgeye verirken bir bakmış bardaktaki su çok az kalmış. Bilge sorunun cevabı işte bu demiş. Bakabildiğin kadar varsın, gördüğün kadar yaşarsın.
Hayat bir mücadeledir. Korkularıyla, sevinçleriyle. Önemli olan bunları kendi lehimize çevirebilmek
.