Tasarruf çılgınlığıyla patlak veren 1929 buhranı, kapitalist sermayeye emeksiz kazanç yolunu göstermiş; Borsa, dönemin hâkim kazanç aracı haline gelmişti. Her şey istenildiği gibi olmadı. Artan tasarruflar talep yetersizliğini doğurdu. Buna paralel olarak üretim ve büyüme hızla yavaşlamaya başladı. Piyasada spekülasyonlar baş gösterdi. Panikleyen tasarrufçular New York borsasını çökertti. Hisse senetleri dibe vurdu.
2007 yılına gelindiğinde adres yine aynıydı. Mortgage sisteminin yarattığı kredi zenginliği, yatırım bankalarını tetikledi. Riskli kredilerin geri dönmemesiyle kriz etkisi piyasaları yavaş yavaş sallamaya başladı. ABDnin sarsılması bir anda diğer ülkelerin borsalarına da yansıdı. ABD bu krizin önüne geçmek için piyasaya Likidite Dopingi aşıladı. Bu müdahale ile kriz reel sektöre yansımayacaktı. Fakat reçete beklenildiği ölçüde yararlı olmadı. Hastalık daha da ilerledi. Yoğun bakıma alınan ABD Kapitalizmi hızla yeni bir çözüm arayışına girdi.
ABnin en büyük dört ekonomisinin başındaki insanlar, küresel ekonomik krizin Avrupa yansımasını görüşmek üzere Pariste toplantı. Zirveden Koordineli olalım ancak her ülke krizle kendi yöntemleriyle mücadele etsin sonucu çıktı. Bu aslında beklenilen bir sonuç değildi. Çünkü ortak bir kurtarma fonunu oluşturmak isteyen Fransanın bu kararını, Almanya Başkanı Merkel onaylamadı. Krizin Avrupayı sarsmasının ardından kendi önlemini alan ilk ülke İzlanda oldu. İzlanda Başbakanı Haarde, bankaları desteklemek için bir ekonomik paket sunulmayacağını açıkladı. İsveç hükümeti ise Yunanistan ve İrlanda gibi mevduat garantisini artıracağını, 35 bin 500 dolar olan mevduat garanti tutarının 71 bin dolara çıkacağını açıkladı. İngiltere, İrlandanın mevduat garantisini sınırsız yapması ile büyük bir bunalıma girmişti. Ardından mevduat garanti tutarını bir miktar artırma kararı almıştı. En son yaşanan sert düşüşlerin ardından İngiltere, küçük tasarruf sahiplerini de korumasız bırakmayacağını kamuoyuna duyurdu. Yine İngiltere Hükümeti bankaları desteklemek amacıyla 200 milyar sterlinlik özel paketi devreye soktu. FED'in ardından İngiltere, Kanada ve İsveçte faizleri indireceğini açıkladı.
Sonuçta haftanın ilk iş gününde Avrupa piyasaları milyarlarca avroluk kayıp yaşadı. İngilterede FTSE 100, -6,88, Fransada Cac 40, -8,25, Almanyada Dax, -6,84, İspanyada Ibex 35, -4,74, Hollandada Aex, -8,48, İsviçrede OMX Stockholm 30, -7,38, İsveçte Swiss Market, -5,89luk değer kaybına uğradı. Avrupa bu krizden öyle derinden etkilendi ki, Avrupanın en sağlam ekonomilerinden sayılan Amsterdam Borsasındaki şirketler bile, 3te 1 oranında yani, 9 ayda 178 milyar avro geriledi. Avrupa bankacılık kesiminde esen sert rüzgâr İtalyan Unicrediti de etkiledi. Yaşadığı sıkıntılar nedeniyle hisseleri yüzde 51 oranında değer yitiren UniCreditin hisseleri 3 kez işleme kapatıldı.
Avrupa ülkelerinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya borsaları da tarihinin en büyük kayıplarından birine şahit oldular. Rusya Borsası RTX, -20,67, Brezilya Borsası Bovespa ise -15,06lık düşüşle dibe vurdu.
Türkiyede mali piyasalar bayram nedeniyle tatildeydi. Olup bitenlerden doğrudan etkilenmeyen İMKB, kurtarma paketinin ardındaki ilk iş gününde, 2001den bu yana ki en büyük günlük düşüşüne sahne oldu. Şirketlerin piyasa değeri 20,1 milyar YTL eridi. İkinci iş gününde de borsalardaki düşüşün önüne geçilemedi. Açılış senasında yüzde 7 gerileyen endeks 29 bin 96 puanı gördü. Şimdi önlem alma sırası Türkiyeye geldi.
Dün Fed'in aldığı önlemler ve Fed Başkanı Ben Bernankenin açıklamaları Wall Street'i sakinleştirmeye yeterli olmadı. Krizin derinleşmesini engellemek için günlerdir gündemi meşgul eden fakat bir sonuç vermeyen hatta daha da krizin şiddetini artıran kurtarma paketinin mantığı neydi o zaman? sorusu bugünlerde akılları oldukça kurcalayacağa benziyor.
Kriz günden güne derinleşiyor. Avrupa ülkeleri bu süreçte derin yaralar aldı. Asya ve Latin Amerika ülkelerine de sıçrayan kriz, özellikle Rusyada çok etkili oldu. Türkiye bayram rehavetinden kurtulup bir an önce yapısal önlemleri almalı. Aksi takdir de olacaklar kalıcı sorunlara gebedir.
ABDde ne olacak derseniz; Amerika, sigortacılık ve bankacılık dinamiklerini hızla devletleştiriyor. Bunun yanında da piyasaya sıkça likidite enjekte ediyor. Ayrıca ABD Merkez Bankası (Fed) faiz oranını yüzde 0,5 indirerek yüzde 1,5'e çekti.
Kriz halen devam ediyor. Uygulanan politikalar kalıcı bir çözüm mü, bekleyip göreceğiz