Modern teknolojinin tüm imkânlarını kullanan, faaliyet alanını ulusal sınırları aşarak tüm dünyaya yayan, insan hayatını, ekonomik yaşamı ve siyasi istikrarı etkileyebilme gücünü üzerinde toplayan terörizm olgusu, günümüzde toplumsal ve uluslararası güvenliğe yönelik önemli bir tehdit unsuru haline gelmiştir.
Günümüzün terörizmi geniş alanlara yayılmış, kurumsallaşmış, teknolojik olarak gelişmiş ve nihai etkilerinde küresel özellikler taşır hale gelmiştir. Terörizm tehdidinin artışı kitle imha silahlarında artışla doğru orantılıdır aslında. Alarm veren bu tehlike trendi süper terörizm, biyolojik, kimyasal ya da nükleer şiddetin potansiyelini gün geçtikçe arttırmaktadır. Yine, teröristlerin dünyanın hemen her yerinde ortaya çıkma ihtimali, yerlerinin belli olmaması, sayılarının, sosyal konumlarının belirsizliği ve kullanabilecekleri silahların çeşitliliği asimetrik terör tehdidinin geldiği noktayı açıkça ortaya koymaktadır. (Terörizm / Ortadoğu'da Şiddet Dünyada Terör, Barry Davies Bem)
Silah sanayinin ulaşmış olduğu seviyenin meydana getirdiği dehşet dengesi, devletlerin savaşlardan kaçınmasına ve nizami savaşların yerini düşük yoğunluklu çatışma yöntemlerinin almasına sebebiyet vermiştir. Artık düşman, bir başka devlet ve onun düzenli birlikleri değildir. Bu bağlamda, sınırları belli olmayan ve klasik anlamda düzenli askeri birliklerle yürütülmeyen terörizm, söz konusu düşük yoğunluklu çatışma yöntemleri içinde elverişli bir mücadele yöntemini seçmiştir.
İdeolojik rekabetler, dini aşırılıklar, ekonomik kaynakların paylaşımında yaşanan eşitsizlikler, etnik çatışmalar ve ulusal düşmanlıklar varolduğu sürece terörizm de bir tehdit olarak varlığını sürdürecektir.
Terörizm Tehdidinin Dünya Ekonomisine Maliyeti Çok Yüksek
Terörist eylemlerin ekonomik sonuçlarına bakmak gerekirse; Terörist eylemlerin neden olduğu maddi zarar, 11 Eylül örneğinde görüldüğü gibi milyarlarca dolarlarla ifade edilmektedir. Bu olayda sadece Dünya Ticaret Merkezinde meydana gelen zararın seksen milyar dolar civarında olduğuna dikkat çekilmektedir. Diğer taraftan ABDde havayolu ve sigorta şirketleri başta olmak üzere pek çok iş kolu, eylemler sonrasında ekonomik kriz içerisine girmiştir. Amerikan ekonomisinde yaşanan bu olumsuz gelişmeler doğal olarak dünya ekonomisini de etkilemiş, küresel sermaye hareketleri yavaşlamış, altın ve petrol fiyatları önemli bir artış trendine girmiştir. Yaşanan Küresel Ekonomik Krizde bunun payı göz ardı edilemeyecek kadar fazladır.
Terörist eylemlerin neden olduğu tahribattan kaynaklanan maddi zararın yanı sıra terörizm tehdidi altında bulunan devletler, terörizmle mücadele edebilmek amacıyla büyük miktarda mali, fiziki ve personel kaynaklarını sarf etmekte ve terörizmden korunmak amacıyla savunma sanayine milyarlarca dolar yatırımlar yapmaktadırlar. 2008 yılı kapsamında Washington'ın savunma harcamaları 1 trilyon doları aşmış durumdadır.
Avustralya Dışişleri Bakanlığı'nın yayınladığı raporda, terörün dünya ekonomisine ve özellikle kalkınmakta olan ülkelere olumsuz etki yaptığı belirtildi. Raporda ayrıca terörle mücadele için harcanan paraların uzun vadede geri dönecek yatırımlar gibi görülmesi gerektiği de belirtildi. Ancak kalkınmakta olan bazı ülkeler, terörü hala üstesinden gelinmesi gereken temel bir sorun olarak görmüyor.
Ekonomisi kötü yönetimden dolayı bir türlü düzelemeyen birçok Ortadoğu ülkesi, süregelen İsrail-Filistin çatışmaları ve Iraktaki durum nedeniyle daha da kötü bir durumda. Mısırın turizm sektörü, 1997 yılında yabancı turistlere yönelik saldırıdan bu yana tamamıyla kendisini hala toparlayamadı. Amerikanın Mısırı da içine alan Kuzey Afrika seyahat uyarısı bu bölgede turizme büyük darbe vurdu.
Terörizm Tehdidinin Türkiye Ekonomisine Maliyeti Günden Güne Yükseliyor
Terör ülkemizin yabancı olduğu bir olgu değildir. 1968 sonrasında ortaya çıkan ideoloji kavgası, 1975 sonrasında ortaya çıkan dinsel çatışmalarla devam etmiş; 1984 sonrası ise yerini günümüze kadar halen devam eden etnik terör eylemlerine bırakmıştır. İnsan hakları ve demokratikleşme yolunda atılan adımlar sayesinde 2001 yılında terör eylemleri ne kadar yavaşlamış gibi görünse de, günümüzde ulusal ve uluslararası arenada ciddi bir tehdit olarak yeniden boy göstermiştir.
2007 ve 2008 yılları ülkemizde terör eylemlerinin yoğun yaşanıldığı, yüzlerce insanın can kaybına uğradığı bir dönem olmuştur. Bu durum karşısında terörle mücadele konusunda atılacak adımlar (gecikilmiş) nihayet toplumun ve ilgili kurumların öncelikli gündem maddesi haline gelmiştir.
Sorun bütün heybetiyle karşımızda duruyor
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kürt meselesini terörle mücadeleye indirgediği müddetçe, siyaset stratejisini PKK üzerinden yapmak durumunda kalacaktır. Kısacası Devlet, PKKyı muhatap almak zorunda kalacaktır. PKK, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kendi ürettiği politika içinde sıkıştırma yöntemini galiba basarmış gibi görünüyor. Yaşamakta olduğumuz süreç DTPye demokratik ortamda önemli sorunluluklar yüklemektedir. Bu kapsamda DTPnin Anayasa Mahkemesi tarafında kapanması, hem mevcut Kürt sorununu tetikleyecek hem de PKKnın işlevsel gücünü meşrulaştıracaktır. Kürt kimliği ile yaşamını şekillendiren vatandaşlarımızın, demokratik-barışçıl çözüm taleplerine kulak verilmelidir. Ancak bu yapıldığı zaman siz PKKnın silahlı gücünü kırabilirsiniz.
Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakan Özel Kalemi Serbaz Hawraminin belirttiği gibi, Birbirleriyle diyalog içinde olmayanlar karşılıklı hassasiyetlerini de bilemezler. Türkiye ile uzun bir dağlık sınırına sahip olan Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi, PKK ile mücadelede kesinlikle muhatap alınması gereken bir taraftır. Siz Kürt seçmenin oylarıyla gelen bir partiyi mecliste yok sayar, sınır komşunuz olan bir Bölgesel Kürt Yönetimiyle konuşmayı reddederseniz; bu sorunu kiminle çözeceksiniz? Ya da kaç gencin daha canını feda ettireceksiniz?
Terör eylemleri siyasi boyutunun yanı sıra, ekonomik olarak ta ülke ekonomisine ağır yükler yüklemektedir. PKK terörü 25 yıldır ülkenin sırtında bir kambur oluşturmuştur. Başta bölgenin ekonomiksel anlamda gelişimini engelleyen bu eylemler, işsizliğin ve bölgesel göçlerin tetikleyici bir unsuru haline gelmiştir. Savunma sanayine ayrılan pay artırılmış, bölgesel yatırımlar azalmıştır. 1984 yılından bugüne terörle mücadele için harcadığımız parayı yatırım olarak değerlendirebilseydik, Türkiye şimdi daha da ileride olurdu diye düşünmüyor da değilim Çünkü Terörün Türkiye Ekonomisine de Maliyeti Oldukça Yüksek Olmuştur.