Küresel krizin tam ortasında, üçüncü çeyrek rakamlarının açıklandığı bir dönemde krizden ciddi biçimde etkilenen uluslararası şirketlerin ve uluslararası bankaların yılsonu kar ve zarar bilânçolarına baktığımızda krizin yarattığı dehşet verici boyutları çok net bir biçimde görebilmekteyiz. Bloomberg’e göre 2007 yılının ortasından beri tüm dünyada 148 bin finansçı işini kaybetti. New York’ta menkul kıymetler alanında çalışanların sayısı yüzde 5 oranında bir azalma gösterdi. Uluslararası reel piyasaların büyük oyuncularından olan GM iflasın eşiğine geldi. ABD yönetimi, Lehman Brothers gibi, Citi Grubu da kurtarmak için önemli bir adım attı. ABD yönetimi, 306 milyar dolar ile bir banka için bugüne kadar açıklanan en büyük kurtarma paketini devreye soktu.

 

Ekonomik sarmal zengin ülkelere döndüğünden bu yana, felaket kesinlikle ulusal sınırların çok ötesinde hissedilmeye de başlanıldı. Küresel ekonomik krizin derinleşmesiyle, Macaristan kredi borçlarını ödemek için Avrupa Merkez Bankasından 6,7 milyar dolar kredi aldı. Dubai gayrimenkul piyasaları, yatırımcıların bölgenin borsasından on milyarca dolar çekmesi ile zayıflama sürecine girdi. İsveç bankaları resesyondan zarar gören Litvanya, Letonya ve Estonya gibi ülkelere verdiği kredilerden 100 milyon dolar zarar ettiğini açıkladı. Ukrayna’da kredi piyasası dondu ve ulusal paraları dibe vurdu. Ukrayna piyasalarından 1 milyar doların üzerinde sermaye çıkışı yaşandı. Türkiye’de finans sektörü ne kadar derinden etkilenmese de reel kesim krizi derinden yaşadı. Ülkenin cari açığı aylık bazda bir yükselme trendine girdi ve YTL döviz karşısında hızlı bir değer kaybına uğradı. Güney Kore ulusal para birimi Won, dolar karşısında yüzde 33’lük bir değer kaybına uğradı.

 

Dünya mali kaynak bulmak için IMF’nin kapılarını aşındırırken, Çin Hükümeti, yarım trilyonluk (586 Milyar $) kurtarma paketi ile tüm ekonomilerin yüreğine su serpti. Çin, ilerideki ekonomik gelişimini devam ettirmek, altyapı ve sosyal refahını artırmak için 2010 yılına kadar kaynak aktarılacağını duyurdu. Çin Merkez Bankası, küresel krizin etkilerini en aza indirebilmek için iki aydan kısa bir süre içerisinde faiz oranlarını üç kez aşağı çekmişti. Çünkü Çin ekonomisi üçüncü çeyrekte son 5 yılın en düşük büyüme seviyesi olan yüzde 9’luk bir büyüme rakamına gerilemişti.

 

Bundan sonraki felaket dalgası ise, yükselen piyasa şirketlerinin kendilerine yüklenen yarım milyar dolarlık borcu ödeme güçlüklerinin yaşanacağı bir ortamda piyasaları vuracak gibi görünüyor. Şimdi ulusal paralar çöküyor, sermaye akışı yavaşladı. Asya’dan Latin Amerika’ya merkez bankaları ulusal paralarının değerini koruyabilmek için ve kredi sıkıntısı yaşayan bankalarını, ihracatçılarını koruyabilmek için hızla rezervlerini eritiyor. Yaşanan bu gelişmeler karşısında devlet tahvillerinin risk primleri Ağustos ayından bu yana yaklaşık üç misli artmış durumda.

 

Gelirler üzerindeki baskı üçüncü çeyrekte belirgin olarak görülmeye başlandı. Yıl boyunca en hareketli sektörlerin başında gelen enerji şirketleri yüzde 60’ın üzerinde bir yükseliş yaşarken, finans şirketleri yüzde 107’lik bir düşüşe sahne oldu. S&P 500 Endeksi, zirve yaptığı 2007’nin ekim ayından bu yana yüzde 40 oranında bir düşüş yaşadı. İMKB, son altı yılın en düşük seviyesi olan 23.500 düzeylerine kadar geriledi. Kredi sıkışıklığı ile birçok ulusal ve uluslararası şirketin faiz maliyetleri arttı.

 

Peki, ne oldu da küresel piyasalar bu duruma geldi?

 

NOBEL Ekonomi ödülünün yeni sahibi Paul Krugman, tüm dünyayı etkisi altına alan küresel krizi bizlere o kadar güzel tasvir ediyor ki; “Regülasyon sisteme ayak uyduramadı. Gölge bankacılık sistemi gelişirken, dünyada giderek daha fazla bankacılık işlemi geleneksel bankacılık düzenlemesine bağlı olmayan kurumlarca yürütüldü” şeklinde açıklıyor. Bu açıklamalarını popüler bir örnekleme ile süsleyen Krugman, “Bu sermaye piyasası türev araçlarını almak, Titanic’in içinde yolculuk yapan birine Titanic’i sigorta ettirmeye benziyor” diyor.

 

Küresel kriz ABD başta olmak üzere, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bir virüs gibi hızla yayılırken, kriz sonrası atılan adımlarda ekonomi ve siyasi otoriteler tarafından şiddetle tartışılıyor. Küresel kriz ile iflasını açıklayan Goldman Sachs, Morgan Stanley, Merrill, Lehman ve Bear Stearns 2003 ile 2007 yılları arasında çalışanlarını toplam 145 milyar dolarlık bir primle ödünlendirdi. Tam da küresel krizin alevlendiği bir dönemde batık kuruluşların uygulamış olduğu bu politika, derin tartışmaları da yanında getirdi. Haklı olarak tartışılan bu müdahale, Filipinler’in yıllık GSMH’ sinin üzerinde bir rakam çünkü. Geçen yıl bu firmalar rekor bir rakam olan 39 milyar dolarlık prim ödemesi gerçekleştirdiler.

 

Kriz günden güne değişik boyutlara ulaşmaya başladı. Krizin bilançosu küresel piyasalarda kendini artık daha net bir biçimde gösteriyor. Londra yatırım danışmanlığı şirketi Independent Strategy’nin başkanı David Roche’nin de dediği gibi, “Tamamen olgunlaşmış yükselen piyasalar krizine doğru gidiyoruz.”