Küresel ısınma sözünü ilk duyduğumuz zaman radyo ve tv programlarında olayın ciddiyetini bilmeden alay konusu yapan; espri malzemesi olarak kullanan insanlar çoğalmıştı. Bizi etkilemez, azcık kemiklerimiz ısınır diyenler bile oldu. İşin ciddiyetini anlamamız için suların veya elektriklerin kesilmesi yeterli oldu.

 

Geçenlerde, Birleşmiş Milletler iklim konferansı, iklim değişikliği konusundaki dördüncü değerlendirme raporunu açıkladı. Sonuç aslında belliydi. Isınmanın nedeni %90 insan.

Leeds Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Chris Thomas tarafından Nature dergisinde yayınlanan bir yazıda “küresel ısınma 2050’ye kadar bitki ve hayvan türlerinin dörtte birini ya da 1 milyondan fazlasını yok edecek” denmekte. Bir başka raporda; 2025 yılı itibariyle dünya nüfusunun neredeyse yarısının su kıtlığıyla karşı karşıya kalacağı tahmin ediliyor.

 

Türkiye’de ki etkisi ilk olarak su ve elektrik kesintileriyle gözükmeye başlandı. Herkesin tek adresi hükümet oldu. Bütün dünya susuzlukla savaşırken biz kendi kendimizle uğraşıp neler yapmamız gerektiğini unuttuk. Üstüne birde tuz biber olsun diyerek ormanlarımızı kül ettik.

 

Vatandaş olarak yapabileceklerimiz en basitinden suyu tasarruflu kullanma yollarını bulmak olmalı. Örneğin, dişlerimizi fırçalarken ve tıraş olurken muslukları açık tutma alışkanlığımızdan vazgeçmeliyiz. Aslında en önemlisi yanan ormanlarımızı düşünerek ağaçlar dikmeliyiz. Tuvaletlerin sifonları, sızıntılara karşı gözden geçirmeliyiz. Kısacası elimizdeki suyu tasarruflu kullanmalıyız. “Para benim kime ne?” diyenler olabilir ancak unutmayalım ki dünya hepimizin.

 

Şöyle bir düşünülürse; küresel ısınmanın en büyük etkeni sanayileşmenin çok büyümesidir. Bütün bu sanayileşme insanların yaşam standardını yükseltmek veya daha kolay yaşamak için yapılıyorsa buna rağmen istenilenin aksine çevreyi kirletip küresel ısınma gibi problemleri getiriyorsa dünya çapında bir anlaşmaya varılıp biraz fedakarlık gösterilebilir. Bunun için atılan tek adım Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile başlayan ve Kyoto olarak ismi değiştirilen protokol oldu. Birçok ülkenin imzaladığı fakat gelişmiş ülkeler arasında yer alan Amerika’nın bir türlü imzalamaya yanaşmadığı Kyoto genel olarak sera etkisi yaratan gazların salımlarını (emisyon) kısmak üzere sanayileşmiş ülkelere çeşitli hedefler belirleyen uluslararası bir anlaşma.

 

Artık uyanmalıyız.Suçu hükümete atmayı bırakıp en azından çocuklarımız için bir şeyler yapmalıyız. Yoksa çocuklarımızın su için birbirlerini öldürecek duruma gelmesi bizlerin eseri olabilir.