İnsan ile makine arasındaki ilişkinin sorgulanışı; makineyi insanın ürettiği, insanın emrinde bir alet olduğu, insanın ihtiyaçlarını karşılamak için vazgeçilmez, yadsınamaz olduğu görüşleri ile ürettiği aletin kölesi haline getirilen insanın kendi benliğini kaybettiği, makinenin emirleri doğrultusunda yaşamının çerçevesini çizdiği görüşlerinin çatışmalarına dayanmaktadır.

Çalışma şartlarının düzenlenmesinden günlük yaşamımızdaki en basit bir işlerin bile saatsel olarak disipline edildiği bir dünyada robotlaştırılmış ve makineleştirilmiş yaşamlarımız kendi düzeneğimizi kurma imkanı vermemektedir.

21. yüzyılda makinelerin gücü öylesine yükseldi ki, insanoğlunun makine karşısındaki acziyetten kurtulma çabaları sanatsal faaliyetlere konu olmaya başladı. Nitekim, ünlü Terminatör filmlerinin sonuncusu Terminatör-3:Makinelerin Yükselişi filmi, makinelerin insanın yazgısını kontrol ettiği ana fikri üzerine kurulmuş ve bunu önlemenin tek yolu makineden daha korkunç olmaya bağlanmıştır.

Bir sanayi dalıyla ilgili üretim yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri kapsayan bilgi teknoloji olarak tanımlanmakta, üretimle ilgili bilginin gerçek hayatta kullanılmasını ifade eden tekniklerin bütününü oluşturmaktadır. Marksist söylem teknolojiyi; üretimin doğal olgusu olan emeğin nasıl kontrol edileceğinin ve sömürüleceğinin bilgisi olarak tanımlamaktadır.

Yönetim yazınının fordist süreçle başlayan mekanizasyonu aşma çabaları aslında makineleşmenin üretim sürecinde kullanımının tarihini oluşturmaktadır.

Fordist üretim ileri teknik iş bölümünün temelini oluştururken, hareketli montaj hattı sayesinde belirli ürünler için özel olarak hazırlanmış makinelerle, kitle, standart ve fiyat rekabetine dayalı üretimi ifade etmektedir. Fordist modelde üretim sürecinin tüm aşamalarını kapsayacak bir plan esas alınmış, planda katı bir işbölümüne tabi tutulan işçilerin hareketleri verimliliği en üst düzeye çıkaracak biçimde sınırlanmış ve zamanlaması yapılarak en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmıştır. İşbölümü ve uzmanlaşma işin niteliksiz ve yarı nitelikli işgücü tarafından yapılmasına olanak tanımış, nitelikli işgücüne olan bağımlılık azalmıştır.

Fordist sistemde niteliksiz işçi ile makine arasında sabit bir ilişkinin kurulduğu hareketli montaj hattı çıktının standartlaştırılmasına olanak tanınmış, böylelikle kitle üretiminin teknik olarak şartları hazırlanmıştır. Kurulan organizasyon yapısı ile karar alma üretim sürecinin dışına taşınarak işçinin inisiyatifi elinden alınmıştır. İşçinin işten ve karar alma sürecinden koparılması yüksek ücretle telafi edilmeye çalışılmış ise de iş motivasyonunun azalması engellenememiş, işe yabancılaşma kendini göstermiştir.

Taylor’dan başlayarak yönetim yazınında sürekli olarak iş gücünün daha etkin bir hale getirilmesi için öneriler ortaya konulmuş ama onun iş dışındaki yaşamı yok sayılmıştır.

İşçilerin, kabiliyetleri ölçüsünde, bir işi en hızlı ve en verimli bir şekilde yapabilecek seviyeye ulaştırılması için geliştirilip eğitilmesi, hem çalışanların hem de yönetimin en önemli hedefi olarak kabul edilerek, bir işin en verimli nasıl yapılacağının bulunması ve işçilerin işi bu yolla yapmalarını sağlayabilmek için eğitilmeleri, verimliliği arttırmak için standart iş usullerinin geliştirilmesi; standart iş sürelerinin belirlenmesi, alet ve techizatın geliştirilmesi ve standartlaştırılması vb. gibi önlemlerin alınması gerektiğine inanılmıştır.

Fordist sistemin içinde barındırdığı iki temel paradoks onun mekanizasyonu aşma çabalarının çıkmazı olarak açıklanabilmektedir. Fordist üretim sisteminin en önemli özelliği olan yığın üretim, üretim miktarının talep edilmesini zorunlu kılmaktadır. Üretilenlerin talebe dönüştürülmesi sürecinin kesintiye uğradığı yıllarda zaten fordist sürecin sonuna gelinmiş, ekonomik krizler başlamıştır. Ford fabrikasında üretilen her otomobilin talebinin yaratılması ve böyle bir döngü, fordist sistemi idame ettirmiştir. Üretimin talebe dönüştürülmesi fordist sistemin ilk paradoksu olarak nitelendirilmektedir. İkinci paradoks ise kullanılan montaj hattı sistemi ile ilgilidir. Çünkü, montaj hattı sabit yatırımlar arasında devamlı yenileştirilebilinecek kadar ucuz bir yatırım olmadığı için, bu yatırım giderini karşılamak ve kara geçebilmek amacıyla uzun yıllar aynı ürünün üretilmesi ve her defasında da yeni tüketicilerin bulunmasını gerekli kılmaktaydı. Böylelikle ürünün fiyatı sürekli düşürülmek suretiyle gelir dağılımının her gurubunda yer alan insanlara ulaşma, aynı zamanda da tüketimi canlı tutma hedefi bulunmaktaydı.

Üretim ve yönetimde mekanizasyonun artması geleneksel üretim tarzındaki bir işçinin bir iğne yapmasından kitlesel olarak toplu iğne yapımına dönüşümü şeklinde örneklendirilebilinecek bir örgütlenmeyi beraberinde getirmiştir.

1970’li yıllarla birlikte yüksek oranlarda ki kâr artışları ve bununla ilintili olarak düşük kalan maliyetlerin ortaya çıkardığı fordist paradigma, kitlesel tüketimin belirli bir doyungunluğa ulaşması, fordist üretim sisteminin daha çok yaygın olarak uygulandığı gelişmiş kapitalist ülkelerde kitlesel üretimin iç ve dış pazarlarda meydana gelen ani talep değişikliklerine yanıt verememesi, üretimin aşırı sıradanlaşması ve standartlaşması bir çeşit refah devleti uygulamaları nedeniyle ciddi bir kriz sürecine girmiştir ve yeni arayışlara sevketmiş bu ise post-fordist dönemi ortaya çıkarmış, üretim süreçlerinde kullanılan teknoloji ve iş gücü niteliğinde değişimler yaşanmaya başlanmış ortaya ‘esnek üretim’ adı verilen bir üretim modelini ortaya çıkarmış, işletmelerin kullanacakları işgücü miktarını ve niteliğini belirleyebilme yetkisinin serbestleştirilmesi, işgücünün esnek kullanımı ortaya çıkarılarak daha fazla kar elde etme güdüsü kendini göstermiştir.

İş gücünün işyerindeki verimliliği arttırarak üretimde karlılık kabiliyetini yükseltme çabaları işçiye bağlı yeni yönetim tekniklerini ortaya çıkarmıştır. Örneğin, her işçiye yaptığı işin kalitesinden sorumluluğu yüklemlenirken, işçinin işyerindeki varlığını sorgulayan kalite çemberleri altında guruplar oluşturmasına ve işyerine daha fazla nasıl katkıda bulunabileceğini bulmasına olanak sağlayan yöntemler geliştirilmiştir.

Yukarıda belirtilen her üç öğe, sermaye sahibi karını arttırma, üretilen mamulün kalitesini çoğaltma, işçinin verimliliğini maksimum düzeye çıkarmak için idealdirler. Ancak, meselenin işçi açısından görünümü dana farklıdır. Çünkü, sürekli kalite kontrol, tam zamanında üretimi sağlama, verimlilik hırsının gerçekleştirilebilmesi tamamen üretim sürecinde rol alan işçinin fedakarlığına dayanmakta, iş yoğunluğu ve ağır çalışma şartları gibi temellere oturmaktadır böylelikle karşımıza fordist rejimdeki makineleştirilmiş insan görüntüsünden farklı bir tablo çıkmamaktadır.

1950-60’lı yıllarda hakim olan Fordist paradigma; üretim sürecinin mekanizasyonu ile emeğin itaati ve bölünmesini artırmayı amaçlamakta ve makineleşme, standartlaşma, uzmanlaşma önemli iken, 1970’li ve 1980’li yıllarda üretim süreçlerine yeni teknolojilerin sağladığı değişiklikler, üretimde ve istihdamda esnekleşmeyi sağlamıştır. Yarı özerk çalışma grupları, kalite çemberleri ve iş genişletme gibi yöntemlerle emek süreci yeniden biçimlenmeye başlanmıştır. İşçinin işini benimsemesi olgusu arttırılsa da denetim sermayede kaldığı için işçinin inisiyatifi yine yok görünümündedir.

Geçmişte, emeğin gücünü vasıfsızlaştıran ve ucuzlatan fordist sistem yerini, iler ki dönemlerde vasıflı işçiye bırakmıştır. Teknolojinin ilerlemesi, makineleşmenin daha da profesyonelleşmesinin getirmiş olduğu mikroelektronik kontrol, üretimde parçaları bütünleme işini kolaylaştırıp, uyumlu işlemlere dönüştürerek vasıflı işgücü gereksinimini azaltmıştır.

Üretim sürecinde mekanizasyonu aşma çabaları yönetsel hiyerarşideki dönüşümü de etkilemiş, örgütlerdeki dikey hiyerarşik örgütlenme modelinden yatay örgütlenme modeline geçiş gerçekleşmiştir.

Özetle, üretim sürecinin faktörlerinden sermaye ve emek, tarihsel süreç içerisinde sürekli olarak çatışma içersindedir. Bu çatışma sürecinde sermaye kâr maksimizasyonu için sürekli yöntem geliştirirken ve üretirken emek ise kendi benliğini koruma çabasındadır. Sermayenin geliştirdiği tam zamanında üretimi sağlama, hatasız iş yapma gibi yeni yöntemler ve teknikler emeğin saat disiplinine bağlı yaşam kalitesini anti sosyal bir konuma yükseltmiştir. Sermayenin aşırı kar tutkusu içinde insani unsuru (hümanizmi) göz ardı etmesi emek gücünü herhangi bir makineden farksız konuma koymasına neden olmuştur. Sürekli gözetim altında tutulan yaşamlar sanki hep başkaları için sürdürülmektedir. Yani makineler hala yükseliştedir. (13 Aralık 2006).