Türkiye ekonomisinin son yıllardaki değişimine baktığımızda, para, maliye ve döviz politikalarında zaman zaman başarılı adımlar atılmış olsa da, ülkenin yapısal sorunlarına karşı doğru tedbirlerin alındığını söyleyemeyiz. Enflasyon ve cari açık bu yapısal sorunların başında gelmektedir.
2008 yılı içerisinde ve özellikle enflasyonla mücadele programının başlamasından sonra yaşanan gelişmeler, Türk ekonomisinde ve Türk siyasetçisinin ekonomiye bakış açısında kayda değer değişimlerin başlamakta olduğunu göstermiş, fakat bu değişimler ülkenin kronik sorunu haline gelen Cari Açık sorununu dizginleyememiştir.
1975 yılından bu yana cari açık verilmeyen yıl sayısı sadece 6dır. Açık verilmeyen yıllarda ise ya ekonomik kriz yaşanmış ya da ithalat talebi çökmüştür. 1994, 1998 ve 2001 krizleri bunların belirgin örneklerindendir.
2001 krizinin temel nedenlerinden biri olan 10 milyar dolara yaklaşan cari işlemler açığı, ekonomik tedbirler ve dalgalı kura geçiş ile önlenememişti. 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde cari işlemler açığı sadece 626 milyon dolar iken, geçen yıl bu oran 38 milyar dolara yükselmiştir. Türkiye 2008 yılının ilk 5 ayında ise 21,5 milyar dolar cari açık vermiştir. Bu açığın yıllık bazda 50 milyar doları bulması bekleniyor. Maalesef Türkiye son 5 yıldır rekor cari açık oranlarına sahne oluyor.
Dış konjonktürün etkisiyle özellikle doğrudan sermaye girişi sayesinde cari açığın finansmanında ne kadar günlük sorunlar yaşanmasa da, ilerisi için büyük ekonomik riskler yüklenilmektedir. Bu sorunun çözümünde temel olan İç talebin düşürülmesi ve büyüme stratejilerinin ihracat üzerine yapılandırılması önerisi uygulanmadığı sürece mevcut ekonomik modelle bir yere varılamayacaktır. İkinci olarak bu sorunun çözümü için acil bir tarım reformuna gereksinim vardır. Gıda arzının mutlaka artırılması gereklidir. Çünkü tarım politikamız, Türkiye nüfusunun yüzde 45ini doğrudan, geri kalanını ise dolaylı olarak etkilemektedir. Gerçekten de şu anda milli gelirin sadece yüzde 15lik bölümü tarımsal üretimden gelirken, toplam istihdamın yüzde 45 gibi çok yüksek bir bölümü tarım sektöründe çalışmaktadır.
İmalat sanayi yavaşlarken hizmet sektörlerinden bunu telafi edebilecek bir katkı maalesef sağlanamamıştır. Son 5 yılda ilk defa inşaat sektörü (yıllık bazda) toplam ekonomik büyümenin altında kalmıştır. İnşaat sektörü son birkaç yıldır gördüğümüzün aksine ekonomiyi büyüten değil, yavaşlatan bir faktör olmuştur.
Otomotiv sektörü de inşaat sektörü gibi son dönemde büyük bir daralma dönemine girmiştir. Avrupa otomotiv piyasasında yaşanan çalkantılar, Türk otomotiv sektörünü de derinden etkilemiştir.
Ekonomi 2007 yılı başından itibaren düzenli bir şekilde yavaşlıyor ve mevcut büyüme hızı 2003-2007 dönemindeki ortalama yıllık büyüme oranı olan yüzde 7,3ün çok altında kalmıştır. Türkiye ekonomisi ciddi bir Stagflasyon durumuyla karşı karşıyadır. Bu süreci doğuran nedenlerin başında; Siyasi Belirsizlikler ve Global Riskler gelmektedir.
Siyasi belirsizlik ve global riskler iç talebi yavaşlatıyor. Petrol fiyatlarındaki artış, enerji maliyetlerini artırıyor. Mayıs ayından itibaren yapılan faiz artırımları yatırım ve tüketim eğilimini sürekli azaltıyor. İhracatın güçlü katkısına karşılık ithalata olan yapısal bağımlılık sürüyor.
YTL 2008in ilk çeyreğinde hızlı bir değer kaybına uğramıştı. Bunu gören Merkez Bankası TLnin değer kaybı enflasyonu yükseltecek diye yeniden faizleri yükseltti. Enerji ve gıda fiyatlarındaki artış reel sektörü maliyetler tarafında iyice sıkıştırdı.
Anayasa Mahkemesinin AKP hakkındaki kapatmama kararının ardından yeniden bir hareketlilik yaşayan Türkiye ekonomisi, yeni dış yatırımları ülkeye çekmeye başlamış fakat cari açığı dış finansman yoluyla kapatma alışkanlığından bir türlü kurtulamamıştır.
Cari açığın giderilmesi hususunda bir takım formüller öne sürülmektedir aslında;
· Faiz indirimlerine gitmek ve kur artışına izin vermek
· Daha gevşek bir para politikası uygulamak
· Yabancı para ile yerli para arasındaki borçlanma farkını daraltmak
· İç talebi ve iç fiyatları düşürmek
· Enerjide tasarrufa gitmek, rekabet gücünü artırmak
· Tarım reformu ile gıda arzını artırmak
· Yeni bir gelirler politikası oluşturmak ve ÖTV, KDV artırımını değerlendirmek