Bazı problemlerden dolayı uzun bir süredir yazı yazamadığım için özür dilerim.

Öncelikle ilimizde geçtiğimiz günlerde 56 kişinin ölmesine sebep olan uçak kazasında ölenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına en içten dileklerimle başsağlığı diliyorum.

49 yolcu ve 7 mürettebattan oluşan kazada 6 tane Fizik akademisyenide Isparta'ya SDÜ'nde yapılacak bir konferansa katılmak üzere Isparta'ya geliyorlarmış. Bu akademisyenlerden Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık'ın, İsviçre'nin Cenevre kenti yakınlarında kurulu, “European Organization for Nuclear Research (CERN)”deki “Atlas Deneyi”nde çalışıyormuş.

Kazanın meydana gelmesinde herkesin kafasında iki ihtimal var.

Birincisi kazanın pilot hatasından meydana gelmiş olabileceği.

İstanbul'dan zaten yeterince geç (rötarlı) kalkan uçağın pilot tarafından kestirmeden havaalanına indirilmek istenmesi sonucu uçağın kuyruğunun dağa çarpmasıyla uçağın düşmüş olabileceği.

Gelelim ikinci teoriye "Komplo Teorisi".

Dan Brown'un yazdığı Melekler ve Şeytanlar kitabından bahsetmek istiyorum. Kitap olayların geçtiği yerler tamamen gerçek fakat kitap tamamen senaryo ürünüdür şeklinde bir ifadeyle başlıyor. Çok ünlü bir fizik profesörünün İsviçre'nin Cenevre kenti yakınlarında kurulu, “European Organization for Nuclear Research (CERN)”'de kurulu olan "Atom Hızlandırıcı Merkez"de yapmış olduğu atom hızlandırma testinden bahsediliyor. Bu testte ters yönde iki atom yer altında çok büyük çapta ve içerisinde rahatlıkla yürülünebilecek büyüklükte çember şeklinde bir borunun içerisinde ışık hızına ulaştırılarak birbirleriyle çarpışması sağlanıyor. Tabiki ortamda hava veya benzeri sürtünme yaratacak herhangi birşey yok. Sonuçta "anti-madde" denilen çok büyük bir enerji kaynağı ortaya çıkıyor ve bu enerji kaynağının 1 gramının nükleer bir santralde elektrik enerjisine çevrilmesiyle belkide Türkiye'yi aylarca idare edebilecek enerji üretilebilir. Tabiki en kötü özelliğide çok tehlikeli bir bomba oluşu. Bu madde hava ile bile temas etmesi halinde atom bombasından daha büyük bir patlama meydana getirebilir. Kitapta bu maddeyi saklamak için profesör bir kutu yapıyor ve kutunun altı yüzeyinde bulunan elektromıknatıslar sayesinde anti-madde'nin dengede kalması ve kutuyla temas etmemesi sağlanıyor. Elektromıknatıslar elektriğe bağlı ve herhangi bir elektrik kesintisi durumunu gözönüne alarak pillerlede destekleniyor ve bu piller sadece 24 saat idare edebiliyor. Daha sonra bu bilim adamı birileri tarafından öldürülüyor ve bu kutu (yani 24 saat içerisinde patlıyacak olan bomba) vatikana bırakılıp tehdit ediliyor vs. kitap bu şekilde ilerliyor. Şimdi bu anlattığım hikayeyle uçak kazası arasındaki benzerlikte; uçaktaki ölen fizik profesörününde İsviçre'deki atom hızlandırma merkezinin bir benzerini Ankara'ya kurmak istemesi ve bu yönde ciddi çalışmalar yapması ve çok yakında kurulması gündemde olan nükleer santral içinde çok önemli bir isim olması. Bütün bunlar komplo yönündeki iddiaları güçlendiriyor.

Aklıma hemen şu soru geliyor: Ülkemizde futbolcular,mankenler,sanatçılar  korumalar tarafından korunurken böylesine önemli bir bilim adamı neden korumasız. Futbolcular yada mankenler neden bilim adamlarından daha kıymetli bizim için?

İster kaza olsun ister komplo olsun sonuçta bu insanları geri getiremiyeceğiz fakat yapabileceğimiz hala bir şeyler var. Bu bilim adamlarının çalışmalarını devam ettirecek isimlere sahip çıkmamız gerekiyor. Devletin koruma sağlaması ve destek vermesi gerekiyor.

Yazılarıma burada şimdilik son veriyorum.

Bundan sonra vatani görevimi yapmak için şehir dışında olacağım. Hepinize sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.

Hakan AĞAN