Küçük bir çocuk olan Sawani, kuzey kutbunda ailesi ile birlikte yerel ve kendilerince güzel bir yaşam sürüyorlardı. Oniki yaşları civarındaki Sawani, en çok babası ile birlikte sekiz adet köpeğin çektiği kızakla avlanmaya gitmeyi çok seviyordu. Ağabeyi doğarken öldüğünden dolayı yerel dilde ‘’Yaşam’’ anlamına gelen bir isime sahip olması onu farklı kılar hale gelmişti sanırım, üç yaşındayken kopan bir buzul parçası evlerin üstüne düştüğünde Sawanin, olduğu yeri hiç etkilememesi, sonra dört yaşındayken eve giren bir boz ayının son derece aç olmasına rağmen çocuğa  hiç dokunmadan evden ayrılması gibi olayların küçük ‘’Eskimo’’ köyünde Sawani’nin özel olduğuna örnek olarak sayılıyordu. Sawanin babası yaşamlarını sürdürmek için avlanıyor zaman zaman da bölgeyi çok iyi bildiğinden dolayı avlanmaya gelen bazı zenginlere rehberlik ediyordu. Yine böyle bir beş günlük avlanma sürecine Sawanide dahil olmuştu ve çok mutluydu çünkü yine çok sevdiği doğal güzellikleri yakından görebilecekti. Sabah olduğunda erkenden kalktı sıkı sıkı giyinerek çantasını kontrole koyuldu, tam o sırada helikopterin sesi duyulmuştu, gelmişti beklenen avcılar, fakat bu sefer onlarda da Sawani, ile aynı yaşlarda bir oğlan çocuğu  vardı, Sawani, çok sevinmişti, koşarak yanına gitti ve elini uzattı, ama o ne… Misafir çocuk sert bir el hareketiyle elini iterek Sawaniye ‘’bu ne cürret’’ diyerek içindeki şımarıklığı iki yana kaldırdığı elleriyle  devam ettirdi. İki yanağı soğuktan kızarmış, sarışın, tipik bir İzlanda soylusu çocuğu görüntüsü altında inanılmaz şımarık bir çocuk gizliydi, Edvan’da. Çok kaprisli, yaramazlıkta birde zarar verebilme yeteneği vardıki bu en tehlikelisiydi.  Babası ‘’hadi Edvan gidiyoruz oğlum’’ dedi ve hep birlikte kızaklara yöneldiler.

Avlanma dedikleri aslında pek zararlı görünmüyordu, değişik bir tür olan ‘’Caliptia’’ balıklarını buzlarda açtıkları yarıklardan salladıkları oltalar ile tutmaktı zevkleri,  zenginlik işte, o kadar yolu bunun için gelip, kamp kurup soğukta titremeyi döndüklerinde en büyük anıları olarak anlatıyorlardı. Halbuki o yörenin insanı bu balıkları sadece aç kalmamak için tutuyordu. İlk gün kamp yerine varılıp, kamp kuruldu. İkinci gün sabahı buzulun en ince yerinde iki delik açılıp oltalar sallandı. Bu arada Edvan, usulca elindeki buz bastonunu sallayak buzdan oluşmuş tepenin arkasındaki sahile doğru yürümeye başladı, kaybolmasını göze alamayan babası Sawaniye oğlunu gösterip göz kulak olmasını söyledi, dolayısıyla Sawanide peşinden gitti.  Edvan, Sawaniye göre daha iri bir çocuktu, belki bu nedenle olacak ki hızlı adımlarla, sahile varmıştı. Sawani ise gözden kaçırdığı Edvanı yakalayabilmek için koşmaya başladı, ve sahilin tepe kısmında durdu, gözetlemeye başladı, kimseyi göremiyordu ama aşağıdaki sahil kısımından sesler geliyordu, doğru oraya yöneldi,  sese yaklaştıkca ürperiyordu, son buz kütlesinide aşınca gördükleri karşısında şok olmuştu. Edvan, elindeki buz bastonu ile, küçük bir deniz aslanı yavrusuna ölümüne vuruyordu, Sawani, hemen araya girmek istedi ve ‘’yapma ne olur, vurma o bir canlı’’ diye haykırdı. Bu sefer Edvan, bastonla Sawaniye vurmaya başladı, nedeni belli değildi ama var gücü ile vuruyordu. Tam o sırada çok kuvvetli bir ışık belirdi sahil tarafından Edvan, durdu ve beliren bu ışığa adeta hipnotize olmuş gibi bakmaya başladı. Işık iki dakika sonra sönüverdi ve aynı anda Edvan da yere düşüverdi. Bayılmıştı, yerden kalkarak ona doğru giden Sawani, az önce deniz aslanını ve kendisini öldüresiye döven Edvanı çekinerek elleri ile sallamaya başladı. Tam o sırada yavru deniz aslanı inlemeyle karışık ‘’ne oldu bana’’  dedi. Tanrım, yavru aslan konuşuyordu, tüm vücudu irkilen Sawani korkarak ‘’se se sen konuşuyorsun’’ dedi, aslan ise  tekrar ‘’ne oldu bana’’ dedi, ama çok acısı olduğu belliydi çok zor konuşuyordu ve bir daha zorlanarak ‘’benim ben Edvan ’’  diyebildi, Sawani, şok olmuştu, ne olduysa aslan ile Edvan, o ışık sonrası beden değiştirmişlerdi. Çok acısı olduğunu yavru aslanın artık anlayabiliyordu Edvan, ve ‘’ tanrım, ne yaptım ben affet beni’’ diye mırıldanarak sesleniyordu Sawaniye. Tam o sırada gözleri kıstıran ışık yine belirmişti, yine iki dakika sonra sönmüş ve bu defa yavru deniz aslanı bayılmıştı. Aynı andada yerde yatan Edvanın vücudu uyanmıştı, ve  sessiz bir şekilde yerden kalkıp doğruca yavru deniz aslanını kucaklayıp, kampa doğru koşarak babasına ‘’ malzeme, ilk yadım malzemesi, baba;  iyileştirin bu yavruyu’’ diye bağırmıştı.

Sonuç  olarak; Edvan, yavru deniz aslanın çektiği acıyı yerine geçtikten sonra anlamış ve ne yaptığının farkına o zaman varmıştı.

 

Bu bir hikaye, gerçek değil! Ve muhtemelende gerçek olamayacak. Ama isterdim ki doğayı bizimle paylaşmak zorunda olan ‘’İnsan’’ harici canlılara zarar verenlerde bu gerçekleşsin…  Belki o zaman çektirdikleri acının nasıl bir şey olduğunu tadar ve anlarlar