Isparta’nın Asil Müderrislerinden Cemaat Tüccarlığına: Bir Ahlak ve İhlas Kıyası
Gök Tanrı’dan Milli Mücadele’ye Sadiye Bükası Geleneği ve Cemaat Maskaralıkları
Para Kabul Etmeyen Ocağın Torunları: Sadiye Hanım’ın Mirası ve Günümüz Cemaatleri
İslam geleneğinde ve Osmanlı da din hizmeti, manevi önderlik, hiçbir zaman şahsi veya kurumsal bir zenginleşme kapısı olmamış; bilakis fedakarlık, iffet, karşılıksız hizmet esasına dayanmıştır.

Tarihte Isparta da açılan ve yedi yüz elli yıl süren Sadiye Bük’ ası Medrese okulları gibi ilim ocaklarının sergilediği duruş, dini yapıların ve cemaatlerin maddi menfaat, bağış toplama ve sermaye biriktirme hırsından tamamen arınması gerektiğinin en somut kanıtıdır.
Dini ve sosyal alanlarda faaliyet gösteren yapıların yegâne gayesi; toplumu gösterişsiz bir ihlasla (Allah yolunda) aydınlatmak, vatanına, milletine tereddütsüz bağlı, ahlaklı bireyler yetiştirmek olmalıdır. Ne zaman ki din kisvesi altındaki yapılar finansal (Para) güç, yurt, ticaret imparatorlukları kurma yarışına girer, işte o zaman manevi rehberlik vasfını yitirerek asli çizgisinden sapar. Hakiki din hizmeti; cüzdanı ve nüfuzu büyütmekle değil, kalplerde vatan ve Allah sevgisini büyütmekle mümkündür.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde Isparta’nın manevi, eğitsel dokusunu şekillendiren köklü kurumların başında Sadiye Bük’ ası (Sadiye okulları) Medreseleri gelir. Bu ocağın temelleri, 1262’li yıllarda Hicaz bölgesinden Isparta’ya gelen Hüseyin Efendi ile Karaağaç Mahallesi’nin Yörük-Türkmen ailelerinden olan Sadiye Hanım’ın evliliğine dayanır.
Hüseyin Efendi’nin rehberliğiyle İslam’ı kabul eden Sadiye Hanım’ın Kurtuluş (İğneci) Mahallesi’ndeki Yılankıran Çeşmesi başında abdest alıp namaz kılması, İlk defa bu yıllarda bir Yörük-Türkmen kızının İslamla tanışması Isparta’da gerçekleşir. ( li Dede Efendi Mevlevi Dedesi’ nin Kiler Defterleri)
1200’ lerde Isparta da yerli bulunan Büyük İskender Rumlarının mahallelerine yerleşen Konar-Göçer Türkmen aileleri dağlarda sürücülükle uğraşılarından dolayı bu tarihe kadar Orta Asya ata dinleri olan Gök Tanrı dinlerini sürdürmüşler.
O dönem henüz Gök Tanrı inancını sürdüren yarı konar-göçer Yörük kadınları arasında Orta Asya’dan getirdikleri Gök Tanrı dininden Yüce İslamiyet’e yöneliş, büyük bir dönüşüm başlatmıştır. Açtığı sohbet eviyle bölge kadınlarının (irşadına) İslami bilgilerle donatılmasına öncülük eden Sadiye Hanım, zamanla kendi adını taşıyan ve sadece dini bilgileri değil, dönemin dünyevi ilimlerini de aktaran çağdaş nitelikteki Sadiye Okulları’nın doğmasını sağlamıştır. Bu okullar Selçuklu, Hamid Oğulları Beyliği ve Osmanlı idaresi dönemlerinde devam etmiştir.
Bu köklü gelenek Isparta da, yüzyıllar boyunca ilimden ve ahlaktan taviz vermeden sürdürülmüştür. Sadiye Bük’ ası Medrese okulları müderrislerinden (Prof.) Nasırzade Hacı Hasan Efendi ve oğulları Seyyid Ali ile Hüseyin Efendiler, Osmanlı vakıf bütçesi dışında hiçbir kimseden para ve pul talep etmeden, kimseden yardım toplamadan, kişisel zenginliğe tapmadan tamamen kendi imkânlarıyla vatandaşın çocuklarına hizmet etmişlerdir.
Bu iffetli ve bağımsız ilim ocağının devamı olan, Sadiye Hanım’ın 61. kuşak torunlarından Kadı ve Müftü Hüseyin Hüsnü Özdamar (Hacı Hüsnü Bey), Osmanlı dönemi müftülüğünün ardından Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün davetiyle Isparta Milletvekili olarak Ankara’ya çağrılmış. Atatürk’ün çağrısıyla diğer Isparta Milletvekili Süldürzade Nadir Efendi ve diğer vekillerle birlikte Yeni Türk Devletinin kuruluş kanununu hazırlayan 14 imzacıdan biri olmuşlar. Kadı- Müftü Hüsnü Özdamar, birkaç dönem Isparta Milletvekilliği yaparak hem Milli Mücadele’ye hem de Cumhuriyet’in inşasına damga vurmuştur.
Bugün Isparta Asri Mezarlığı’nda 1 numaralı istirahatgâhında yatan Hüsnü Bey’in soyu, günümüzde Töngeller ve Peynirci Gülallar gibi Isparta’nın köklü aileleriyle devam etmektedir.
Tarihteki bu muazzam ilim ve memleket hizmeti ile günümüzdeki bazı cemaat sıfatı takılmış birilerinin sergilediği tutum karşılaştırıldığında, aradaki ahlaki ve zihniyet farkı açıkça görülmektedir.
Sadiye Bük’ ası geleneğinde din eğitimi; gösterişten, ticaretten, yardım toplamaktan ve gösterişli sermaye (Altın-Gümüş) birikiminden tamamen uzak, vakur, karşılıksız bir kamu hizmetidir.
Oysa günümüz bazı cemaat görünümlü kalabalıkların yapılanması; toplanan kurban, bağış ve aidatlar üzerinden devasa bir finans, yurt ve ticaret ağı kurmuş, dini öğretme gayesini nerdeyse unutmuş olduklarını ulusal basından izliyor, okuyor, duyuyoruz.
Son ülkemizde olanlardan anlıyoruz ki: Dini İslam’ı öğretiyorum diye kurumsal bir güç ve iktidar aracına dönüştüğünü anlıyoruz. Oysaki geleneksel Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan Ispartalıların gerçek olarak İslam’a ve insanımıza olan hizmetlerini okudukça günümüzdeki yanlışlıkları daha iyi görüyoruz.
Tarihte Sadiye Hanım ve Hüseyin Hüsnü Özdamar’ın temsil ettiği anlayış devlete, vatana ve Cumhuriyet değerlerine tereddütsüz bağlı kalıp memlekete, dini İslam’ a hizmet ederken; günümüz cemaat yapısı içe kapanık hiyerarşisi ve ticari kaygılarıyla bu ihlaslı gelenekle taban tabana zıt bir tablo çizmektedir. Para sesi öne çıkmış!
Isparta’nın kendi öz bağrından çıkan bu temiz ilim mirasçıları, mütevazı ve gösterişsiz duruşlarıyla günümüz cemaat ticareti karşısında hakiki din hizmetinin ve memleket sevgisinin ne olması gerektiğini tarih önünde bir kez daha kanıtlamaktadır. Para sesi yerine Yüce Kur’ an’ ımızın sesini yedi Kıt’ a ya duyurmuşlar. Yankı bulan bu yüce sesle Osmanlı altı yüz yıl ayakta kalmıştır.
Sadiye Bük’ ası’ nın tek bir kuruşa minnet etmeden vatan sevdalıları yetiştiren o asil ilim ocağı ile bugün din kisvesi altında devasa bir finans, yurt imparatorluğu kuran birileri Türk adaleti önünde yargılanmaktadırlar.
ilahi rızaya adanmış hakiki bir imanın, ticarete ve güç hırsına dönüştürülmüş maskaralıktan ibaret olduğu gerçeği orta da değil mi?
Buna karşılık, günümüz Türkiye’sinde Süleymancılık örneğinde görüldüğü üzere dini eğitim ve cemaat yapılanmaları, tarihteki bu mütevazı ve ilkeli medrese anlayışından köklü biçimde sapmış durumdadır.
Osmanlı müderrislerinin ticaretten ve gösterişten uzak, minnet etmeyen, sadece kamu yararını ve ihlası gözeten duruşunun aksine; modern dönem cemaat yapıları devasa birer finans, yurt ve kurumsal nüfuz ağına dönüşmüştür. Isparta’nın öz evlatlarının sergilediği o hesapsız, gösterişsiz ve vakur ilim hizmeti ile günümüz cemaatlerinin sergilediği ticari ve bürokratik ilişkiler karşılaştırıldığında, tarihteki ecdadın ahlaki ve milli duruşunun kıymeti bir kez daha açıkça ortaya çıkmaktadır. Araştırma: Bayram AYGÜN 2026 –Isparta




