Bir kadın vatandaş, mutsuzluğun nedenini sosyal hayattaki eksikliklere bağladı. Kadınların kendilerine yapacak aktivite bulamadığını söyleyen vatandaş, bu durumun zamanla depresyona sürüklediğini ifade etti. Melankolik ve arabesk müziklerin de bu ruh halini beslediğini, hatta “çikolata krizleriyle” birlikte mutsuzluğun derinleştiğini dile getirdi.
Bir erkek vatandaş ise özellikle pandemi sonrası değişime dikkat çekti. İnsanların birbirinden uzaklaştığını ve bunun mutsuzluğu artırdığını belirten vatandaş, ekonomik eşitsizliklerin de önemli bir etken olduğunu söyledi. Herkesin aynı standartlarda yaşamak istediğini ifade eden vatandaş, “Zenginle fakir aynı hayatı yaşamak istiyor. Bu da mutsuzluk getiriyor. Bence herkes şükretmeli.” dedi.
Bir başka erkek vatandaş ise daha karamsar bir bakış açısı sundu. Hayatın anlamını sorguladığını belirten vatandaş, “Hayatın boş olduğunu anladım, bu da moralimi bozuyor. Sanki sadece zamanı tamamlıyoruz.” ifadelerini kullandı. Çevresinde mutlu insan sayısının azaldığını da vurgulayan vatandaş, mutsuzluğun bulaşıcı olduğunu düşündüğünü söyledi.
Öte yandan Almanya’da yaşayan bir Türk kadın vatandaş ise daha pozitif bir tablo çizdi. “Ben çok mutluyum. Bu üç günlük dünyada neden mutlu olmayalım?” diyen vatandaş, hayatı dolu dolu yaşamaya odaklandığını ifade etti. Yanında bulunan eşi ise mutluluğun sırrını kısa ve net şekilde özetledi: “Sevdiğin kişi yanındaysa mutlusundur. Benim aşkım yanımda, o yüzden mutluyum.”
kadın vatandaş ise sözlerini, “Önemli olan iyi geçinmek.” diyerek tamamladı.
Görünen o ki mutluluk da mutsuzluk da kişiden kişiye değişiyor. Kimine göre ekonomi, kimine göre yalnızlık, kimine göre ise hayata bakış açısı… Ancak ortak bir nokta var: İnsanlar mutluluğun peşinde.




