Küresel finans piyasalarındaki kriz derinleşirken, Türk ve Avrupa Bankacılık Sektörleri krizin eşiğine geldi. ABD'de yüksek riskli konut kredisi sektöründe baş gösteren sorun, önceleri Avrupa bankalarını etkilemezken şimdi küresel likidite sıkıntısının başlamasıyla Avrupa bankaları da bu krizden kaçamaz hale geldi.

 

ABD'nin 700 milyar dolarlık kurtarma paketinin gecikmesiyle, Avrupa ve Türk bankaları sıkıntıya girdi. İngiltere'de B&B bankasının devletleştirilmesinin ardından, Avrupa'nın en büyük bankalarından biri olan Fortis’e, 11,2 milyar Euro kaynak karşılığında Belçika, Hollanda ve Lüksemburg hükümetlerinin ortak olması, krizin Avrupa’daki boyutunu ortaya koydu.

 

Kısa bir zaman öncesine kadar Türkiye ekonomisi için büyük bir önem arz eden yabancı bankalar şimdi büyük bir risk unsuru olmaya başladı. Eylül ayı rakamlarına göre Türk halkının bankalardaki tasarruf miktarı 288 milyar dolara ulaştı. Bunun 123 milyar doları yabancıların kontrolünde.

 

Hükümet bu krize çok olumlu yaklaştı. Bu krizin bir fırsat ortamı yaratacağını, hatta Türkiye’nin bu krizden beklenilenden daha karlı çıkacağını savundu. Hükümetin bu olumlu yaklaşımı, iş dünyasının ve ekonomistlerin krizle ilgili mevcut tedirginliklerini azaltmadı, aksine daha da çözüm arama yoluna itti.

 

Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Güler Sabancı, “Finansal piyasalarda çok büyük bir deprem oluyor ve ortalık henüz yatışmadı…” İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, “Meslek hayatımda bununla kıyaslanabilecek bir kriz yok…”  Hükümet yetkililerinin aksine Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Şimşek ise, “Bütçe sağlam, para politikaları risklere karşı oldukça temkinli, reformları yapmaya devam ediyoruz. Fakat bütün bunlara rağmen dünyadaki sıkıntıların Türkiye’ye yansıması olacaktır” şeklinde açıklamalarda bulundu. TOBB Başkanı Ricat Hisarcıklıoğlu’da, krizin Türkiye ekonomisi üzerine etkisi olacağını savundu ve “Kriz herkesi etkileyecek, hepimize bir faturası olacak. Bundan kaçmak mümkün değil” söylemiyle tedirginliğini bildirdi.

 

‘Ekonomik Görünüm 2008’ raporunu yayımlayan Deloitte’de, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin önünde büyük riskler olduğunu duyurdu. Yaklaşan yerel seçimler, küresel kriz, likidite sorunu, yavaşlayan büyüme vb… Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poor’s, küresel kredi krizinde ayakta kalmayı başardığı hatta bu ortamda yabancı bankalara borç vermesiyle övünen Türk bankaları için olumsuz bir rapor yayınladı. Bankaların mevcut riskinin oldukça fazla olduğuna dikkat çeken S&P, “Enflasyon baskısı, iç siyasi dalgalanma, fonlama maliyeti artışı riskleri artırmıştır” dedi.

 

Türkiye’de neler oluyor?

 

  • Dış belirsizlikler artıyor.
  • Cari açık, yüksek faiz, işsizlik ve daralma baş gösteriyor
  • Borçlanma maliyetleri artıyor.
  • İhracat yavaşlıyor.
  • Yeni ürün sıkıntısı yaşanıyor.
  • Düşük büyüme dönemi başlıyor.

İşsizlik sorunuyla boğuşan Türk ekonomisi, her yıl en az yüzde 5-6 oranında büyümesi gerekirken, büyüme keskin bir dönemece giriyor. Tabloya baktığımızda son çeyrekte Türkiye yüzde 2’nin altında bir büyüme gerçekleştirmiş. İstikrarlı bir büyüme Türkiye ekonomisinin geleceği ve uluslararası tutunabilirliği açısından oldukça önemli bir enstrümandır. Büyüme olmayan ekonomilerde işsizlik, yoksulluk ve huzursuzluk baş gösterir.

 

Dünyada mali kesimin özkaynağı daralıyor, Avrupa‘da birçok seçkin banka bu sorunu yaşıyorsa; bu gidişat mali kesimin kredi hacmini daraltacak, dış açık sorunuyla karşı karşıya olan ülkemizde de kriz etkilerini belirgin olarak gösterecektir. Çünkü Türkiye, üretimden elde ettiği gelirlerden daha fazlasını tüketiyor.