Padişah Sultan Abdülaziz’in sadrazamı Mehmet Emin Âlî Paşa’nın konağındaki aşçılardan birinin Avşar (Gelendost) nahiyesinden oluşu nedeniyle Konya Valiliğine getirilen İngiliz Said Paşa’ya, “Üç otuz gün Sancak Isparta’sında kalın, “Pembe Isparta’nın Modernleşme Rüyasını başlata..” (yani üç ay) Isparta’da kalma emri verilmişti. Bu süre içinde Sancak Isparta’sında kalarak bazı bayındırlık işlerinin hızlandırılması istenmişti.

Paşa, Isparta’ya gelerek çeşitli yeniliklere girişti. Mesele yalnızca eğitim değildi. Şose yolların yokluğunu dile getirerek, ileride yapılması düşünülen tren istasyonlarına uzanan yolların inşasını istedi. Konya’dan Antalya’ya uzanacak bir demiryolu hayali kurdu; bunun yanında şehir içi ve kazalarla Isparta arasındaki yolların daha sağlıklı ulaşım için düzenlenmesini ister. Yeni yolların açılmasına öncülük eder.

81333F46 6Fe2 48Fa A81F F2B3Ac0F3A66.Jpg

Kendisi aynı zamanda yol mühendisiydi. İngiltere’de padişahlık adına proje çizimi üzerinden yol, baraj, köprü ve tünel yapımı için kurs görmüş olan Paşa, Isparta’nın dağlarını aşarak öncelikli olarak Eğirdir’den Yalvaç’a, oradan Şarkikaraağaç’a uzanacak hattın yol projesini çizdi ve üç aylık vakti içinde yapımına girişti. Ona göre Antalya’ya yapılacak bir liman, Isparta’nın doğal çıkış kapısı olacaktı.

Sanayi ve tarımda makineleşme çağrısı, köylünün emeğini hafifletecek ve üretimi artıracak atılımlara hemen başlanmasını öncülük eder. 1870’lerde Isparta köylerindeki ahalinin büyük kısmının sırtındaki yük yalnızca saban (eski çit sürmeye yarayan pulluk) değil, aynı zamanda tefecilerin zinciriydi.

Köylülerin çift sürmesi için çok sayıda pulluk getirtir. Sabanlar atılır. Menafi (köylüye yardım) Sandıkları yetersiz kalıyor, Osmanlı Bankası şubesinin yeniden açılması zorunlu görünüyordu. Bütün bu girişimleri acelecilikle başlatan Paşa, Isparta’da çok sevilmişti. Hatta Isparta’dan evlenmesi için aracılar yoluyla kendisine teklifler bile götürülmüştü.

O C*s*din Kimliği Belli Oldu
O C*s*din Kimliği Belli Oldu
İçeriği Görüntüle

Vali Said Paşa, yalnızca devlet adamlığı kimliğiyle değil, doğaya ve bilhassa kuşlara duyduğu derin tutkuyla da tanınan müstesna bir şahsiyetti. Isparta toprağına ayak bastığında, kendisini karşılayan heyecanı şu zarif ve merak uyandıran sözlerle selamladı:

“Ben kuş meraklısıyım.. Zamanında Ispartalı Kınalızâde’ nin bir eserinde okumuştum: Bu cennet sancağında meşhur pembe yağ gülünden başka pembe bülbülün, pembe elmanın ve hatta Atabey Pambuklu (Pembeli) Karyesi’ nin (köyünün) pembe pamuğunun varlığından söz edilirdi. Sizler, bu güzel sancağa münhasır olan o Pembe Bülbül’ü bana gösterebilir misiniz?”

(Depremlerle yeraltı gölü kaybolmuş, 1893’lerde Pembeli köyü ve çevresinde yetişen pembe pamuk artık yetişmez olmuştu. Isparta’daki dokuz Han’dan biri de Pamukhan’ dı. Pembeli köyünün pembe pamukları bu hana getirilerek uzun yıllar yüksek miktarda yabancı alıcı bulmuştu.)

Sabah saatlerinde Kaymakkapı bölgesine gelen Paşa, Isparta’ya has pembe bülbüllerden birini görmek istediğini yanındakilere söyledi. Sancak eşrafı ve Paşa’nın maiyetindekiler bu arzuyu memnuniyetle karşılayarak hemen atıldılar: “Derhal efendim! Şehrimizde bu narin kuşu evinde besleyip gözü gibi saklayan birisi var. Şuracıkta, Kavruk Murat’ın evi pek yakındır. Hemen bir ulak çıkaralım, kafesiyle birlikte Isparta’nın o eşsiz Pembe Bülbülü’ nü huzurunuza getirsinler.” denir.

Çok geçmeden, beklenen ahşap kafes heyecanlı bakışlar arasında getirildi. Said Paşa, gözlerindeki derin hayranlıkla kafesi yavaşça havaya kaldırdı. Bir süre, tüyünün renginden zarafetine kadar doğanın bu cömert armağanını izledi. Ardından dudaklarından, Isparta’nın bereketini özetleyen o tarihi cümleler döküldü:

“Bu topraklarda her şey pembe... Kuş pembe, gül pembe, Pembeli’ nin pamuğu pembe, elması pembe, üretilen kokular pembe...” diye mırıldanır.

Sonra durakladı. Paşa derin bir sessizliğe büründü. Zihninde belki de Isparta’nın bu eşsiz renk paletini, tabiatın cömertliğini tartıyordu. Zarafet dolu bir hareketle, usta ellerini kafesin kapısından içeri uzattı. Kafesteki çiftten birini ürkütmeden narin, bir şefkatle avucuna aldı; göğsüne bastırıp öper, incitmeden tekrar kafesine bırakır.

İngiliz Said Paşa’nın Isparta teftişinden geriye kalan bu anı, yıllar boyunca Ispartalıların evlerinde sakince, sevgi ve hürmetle konuşulagelmiştir. Bu notları kayda geçiren Ahi Kasap Mevlevî Dergâhı Dedesi Ali Dede Efendi’ye Bayram AYGÜN olarak teşekkür eder, nurlar içinde uyusun; duamdır.

Bu hatıra, yalnızca idari bir ziyaretin değil; Isparta’nın taşına, toprağına, kuşuna, dağlarına ve gülüne sinmiş o masalsı “pembe” ruhun tarihteki en zarif nişanelerinden biridir. Bugünkü Isparta’da ana yolların onun eseri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Yollar, Kuşlar ve Güller: Isparta’da Bir Paşa’nın İzleri hâlâ Isparta’da görülmektedir. Paşa, yardım sandıklarını yeniden faaliyete geçirerek köylüye ve Isparta içindeki koku üreten evlerdeki imalatçılara destek sağlamıştır.

Bugünkü Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’ in MİSPARTA koku atölyesi ve müzesini devreye sokması, Paşa zamanında desteklenen, temeli atılan Isparta’da koku üretme anlayışının bir devamı olarak görülebilir. Araştırma: Bayram AYGÜN – 2026, Isparta

B C O.12Ec18B6 06D3 451E 8Ab4 11208D1Bd43F

Kaynak: Haber Merkezi