Soru şu: Farklı Yerel Yönetim Sistemleri, Temel Bir Sınıflandırmaya Dayanarak Nasıl Belirlenebilir? Zaman İçerisinde Bu Ayırımlar Nasıl Bir Ortak Çerçevede Toplanabilmiştir?
Yerel yönetim; yerel halkın kendi eliyle seçtiği organlarca yönetilmesini anlatan bir sistemin adıdır. Belirli bir coğrafi alanda yaşayan yerel topluluğun bireylerine, bir arada yaşamaları nedeniyle, kendilerini ilgilendiren konularda hizmet üretmek amacı ile kurulan, karar organları yöre halkı tarafından seçilen, yasalarla belirlenmiş görev ve yetkilere, bütçeye ve personele sahip, merkezi yönetim ile ilişkilerinde yönetsel özerklikten faydalanan kamu tüzel kişileri, yerel yönetimler olarak tanımlanmaktadır.
Yerel yönetimlerin temelinde komünler vardır. 9. Yüzyıl sonu ve 10. Yüzyıl başlarında, tüccarların ticaret yaparken aralarında ortak çıkarlarını korumak için birbirlerine yardımcı olacaklarını taahhüt ederek yeminli birlikler oluşturmaları şeklinde oluşturulan komünler, bugünkü yerel yönetimlerin ortaya çıkışını sağlamıştır.
İçindeki yaşadıkları derebeyliklerin sınırları dâhilinde ticaret yapmak için tüccarlarla yapılan anlaşma neticesinde onlara; Mal güvenliği, can güvenliği, seyahat güvenliği ve İnanç ve düşünce özgürlüğü konularında yetki ve imkân tanınarak komünlerin gelişimi sağlanmıştır. Komünlerin derebeyi ile imzaladıkları şart sözleşmesindeki yukarıda sayılan 4 madde 1789 Fransız İhtilalindeki İnsan hakları Evrensel Bildirgesindeki öğelerde de vardır. Komün felsefesi ideolojik bir köken olarak liberalizmi ortaya çıkarmıştır.
Tüccarlar, bu yeminli birlikleri örgütsel bir birim haline getirerek komün meclisi oluşturmuşlardır. Bu meclis içinde bir başkanın yanında bir komitede seçilmiş, aralarında ki uyuşmazlıkların çözümlenmesi için de bir yargıç seçilmiştir. Bu tarz bir örgütlenme neticesinde ortaya çıkan yetkiler komün sınırları dâhilinde kullanılmakta ve derebeyleri bu yetkilere karışmamaktaydı.
Ticaretle beraber tüccarların iyice zenginleşmesi tüccar-derebeyi çatışmasını ortaya çıkarmıştır.
11.12.13. Yüzyıllarda ki bu yüzyıllar ortaçağ şehirlerinin en parlak dönemleridir, pazarın büyümesi, ticaretin sınırlarının genişlemesi için ülke sınırlarının genişlemesi derebeylerinin merkezi krallıklara dönüşmesine yol açmıştır. Böylelikle, orta ve doğu Avrupa ile İngilterede ki ortaçağ kentlerini iyice güçlendirmiştir.
Komünler otonom yerlerdir ve merkezi krallıklar kurulana kadar, mali özerkliklerinin yanında yönetsel özerklikleri çok fazladır. Merkezi krallıkların kurulmasıyla birlikte merkezi yönetim komünlerin idaresini ele geçirmeye başlamıştır. Onlara merkezi idareden komiser atanması ile başlayan bu süreç, onları yargı yetkilerinin ellerinden alınması, vergilerin merkezileştirilmesi ve merkezin iznine bırakılması süreci ile devam etmiştir. Bu süreç içerisinde merkezi otoritesi sürekli arttırılarak vesayet denetimi kavramı ortaya çıkmış, her türlü işlerin merkezin denetiminden geçmeden yapılamaması gibi düzenlemeler getirilmiştir.
Sistemin geniş bir özerklikten merkezin üstün olduğu bir sistem haline dönüşmüştür.
Sistemin bu dönüşümünün Avrupaya yayılmasında Fransanın etkisini belirtmek gerekir. Fransa, kendi yönetim yapısını Napolyon Savaşlarıyla bütün Avrupaya ihraç etmiştir.
Napolyonun, Roma hukukundan faydalanılarak eski hukuk kurallarının birleştirilmesi ve yeniden yorumlanması olarak adlandırılan, kodifikasyonu Napolyon Savaşları ile tüm Avrupaya yayılmıştır.
Bu yapılanmada; ülke belli toprak büyüklüğüne sahip bölümlere (illere) bölünmüş, İller daha rahat denetlenmek, idareyi sürdürmek için ilçelere bölünmüştür.
Eski komün idareleri bu çerçevede tekrar ele alınarak, o yerin mülki idare amirinin vesayet denetimi altına alınmıştır. İl ve ilçe sınırları dâhilinde belediye ve il genel meclislerinin işleri yürütmesi uygun görülerek, yetki sınırları hukuken belirlenmiştir. Belediye ve il genel meclislerinin işleri yürütmesi uygun görülmüştür. Hukuken yetki sınırları belirlenmiştir.
Yetkilerin merkezde toplanması genel ilke olarak kabul edilmiş, yerel hizmetlerin yerine getirilmesi bunu gerçekleştirmek üzere oluşturulan birimlere bırakılmıştır. Böylelikle tüm ülkede aynı standartlarla ve aynı yapılarla oluşturulan yönetim birimleri oluşturulmuştur.
Merkezi idarenin yetkilerinde bazılarının Yetki genişliği ile merkezi idare belli sınırlar dâhilinde mülki idare amirlerine devredildiği ve merkezi idarenin de vesayet denetimi yoluyla bu yetkilerin kullanımını denetlediği bir yapılanma söz konusudur.
Fransanın buraya kadar yaptığı, ortaya attığı düzenlemeler tüm Avrupada yayılmıştır. Ancak, Avrupadaki ülkelerdeki yerel idareler nicelik bakımından farklı olsalar da nitelik olarak birörnektir.
İngilterede geleneksel yapısının kırılamaması nedeniyle durum biraz daha farklıdır ve rasyonalizmi yönetime yansıtıp, kamunun her işini tüzel bir metne bağlamamıştır. Yerel yönetim birliklerinin tek bir örnek yapma kaygısı bulunmadığı ve her birini ortaya çıktığı doğal statüsünde kabul edilerek, kurulduğu zamanki isimlerle anılması ingiltere'nin özelliğini göstermektedir.
Yerel yönetimlerin yetkileri belirlenirken kıta Avrupasındaki genellik ilkesinden farklı olarak liste usulü benimsenmiş, her yerel yönetimine ait olan yetkiler listelenmiştir.
Böylelikle yerel hizmetler açısından iki ilke ortaya çıkmıştır: ilki İngiltere örneğinde görülen özellik ilkesi diğeri ise kıta Avrupasının tipik özelliği genellik ilkesidir.
İki ilke arasındaki fark, yerel yönetimlerin yetkilerinin belirlenmesi noktasında kendini göstermektedir. Özellik ilkesinde; yerel yönetimlerin yetkileri liste halinde sıralanmakta iken Genellik ilkesinde ise; yetkilerin bazılarını yerel idareler yapması ve merkezi idare yerel idareleri denetlemesi gibi bir yapı bulunmaktadır.
Bu ilkelerin uygulanması açısında Kanadanın ayrıksı bir özelliği vardır. Kanadada Fransızların yerleştiği kısımda Fransa, İngilizlerin yerleştiği kısımda İngilizlerin yönetim yapısı uygulanmaktadır.
ABDde ise İngiliz yönetim yapısı dikkati çekmektedir. Burada, her eyalet federe devlete sorumludur ve kendi içinde idari yapısını saptamaktadır.
Her iki ilkenin özelliklerine mali tevzin konusunda da kendini göstermektedir. Özellik ilkesinin örnek ülkesi İngilterede garanti altına alınmış bir mali özerklik bulunmamaktadır. İngilteredeki belediyeler istedikleri kadar özerk olsunlar mali olarak idareye bağlıdırlar ve mali tevzin kavramı bulunmamaktadır. Burada, yerel yönetim birimine gelir aktarılması parlâmentonun onayına bağlıdır. Ancak genellik ilkesinde ise; yerel mali özerkliğe garanti getirilmiştir.
Özellik ve genellik ilkesi açısından ülkelerin yerel yönetim yapılarına baktığımızda, İngiltere dışındaki Avrupa ülkeleri bir örnek yapıdadır. İngiltere, ABD ve bir iki bölge dışında Kanada farklılık gösteren ülkelerdir.
Bir örnek olan ülkelerin hepsinde önceden var olan sonradan ise kaldırılan vesayet denetimi vardı. Vesayet denetimi sonraları yargı denetimi haline dönüştürülmüştür.
Bu ülkelerin hemen hemen hepsinde meclislerin görev ve yetkileri aynıdır. Aralarındaki farklılık, başkanlarının yetkilerinde, göreve gelişlerinde ortaya çıkmaktadır.
Bu ülkelerin hemen hemen hepsinde merkez belirli sınırlar dâhilinde tarife, harç, ücret, vergi gibi yerel gelir toplama yetkisini yerel idarelere bırakmıştır.
Bu ülkelerde, merkezin yerel yönetimlere kaynak aktarması rotasyon (genel amaçlı) ve özel amaçlı şeklinde iki türdedir. Eğer merkez özel amaçlı bir kaynak aktarımında bulunmuşsa, bu kaynağın nereye harcandığını denetlemektedir. Genel amaçlı kaynak aktarımlarında merkez, kaynağın nasıl ve nereye harcandığını denetleme durumu bulunmamaktadır.
Yerel yönetimlerde dikkati çeken bir diğer nokta, merkezin birçok yetkisinin yerel yönetimlere devredilmesi, bunların meclislerinin doğrudan oluşturulabilmesi yerel yönetimlerin özerkliklerinin ve kendi gelirlerini toplayabilme yetkilerinin bulunmasıdır.
Japonya, kapitalistleşmenin Avrupadaki tarihsel sürecini geç yaşaması neticesinde yerel yönetimler olarak Avrupadakilerlerden farklı yerel yönetim yapısına sahip, kendine özgü ve 20. yüzyıl modernizasyonuna uygun bir örgütlenme özelliği göstermektedir.
Güney yarımküre ülkelerinde ise yerel yönetimlerin var olduğunu ancak diğer kıta Avrupası, kuzey Amerika ve Japonyadan farklı özelliklene sahip olduğunu görmekteyiz. Çünkü herhangi bir toplumsal yapının belli bir düzeye gelmesi, demokrasinin yerleşmesi gereklidir. Evrensel yönetim şekline ulaşılmalıdır. Merkezi yapı demokratik değilse; yerel yönetimlerin de demokratik olması beklenemez. 03 OCAK 2007.
- - - -